Yönetim Mevzuat Tüzük İletişim   19.11.2017

AK Enerji
AKÖZ Grubu
BAYINDIR Holding
BEREKET ENERJİ
BİLGİN ENERJİ YATIRIM HOLDİNG
BOREAS ENERJİ
Borusan EnBW Enerji Yatırımları ve Üretim A.Ş.
ÇALDERE
ÇİMTAŞ ÇELİK İMALAT MONTAJ ve TESİS A.Ş.
Das Mühendislik ve Enerji Yatırımları A.Ş.
ENİMEKS
Epuron GmbH
ERKO Şirketler Grubu
GALKON
GÜNGÖR ELEKTRİK
GÜRİŞ İnşaat ve Mühendislik A.Ş.
HAREKET Proje Taşımacılığı ve Yük Mühendisliği A.Ş.
HEXAGON Danışmanlık ve Ticaret A.Ş.
HİDRO DİZAYN
KARESİ ENERJİ A.Ş.
LNG Process A.Ş.
MASTER DANIŞMANLIK MÜMESSİLLİK VE TİCARET  A.Ş.
OZG Enerji İnşat Taahhüt Sanayi ve Ticaret A.Ş.
PERFECT WIND
RES ANATOLIA
SANKO ENERJİ
SOYAK Holding
TÜRKERLER İnşaat
USLUEL A.Ş.
Vestas Türkiye
YENİGÜN İnşaat
YILDIRIM GRUP
ZORLU Holding
© 2005 RESSİAD
 
Makaleler
9. Kalkınma Planı Genel Enerji Özel İhtisas Komiyonu Taslak Raporu (Draft Report of the 9th Development Plan Energy Speciality Commission) 24.11.2005

Prof. Dr. Mustafa Özcan ÜLTANIR
-

Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi

e-mail: ultanir@dialup.ankara.edu.tr

        
 


 

  • Raporun genel irdelemesi
  • Raporun özet metni
 
Enerji Özel İhtisas Komisyonu Çalışmaları
 
Sitemizin “Güncel Duyurular” bölümünde yer alan 25 Ekim 2005 tarihli duyurumuzda (http://www.ressiad.org.tr/dhie.php?t=duyurular&ID=15); “9. Kalkınma Planı Enerji Özel İhtisas Komisyonu çalışmalarına başladı” diyorduk. Bu komisyonda sivil toplum kuruluşu olarak RESSİAD ile birlikte TÜSİAD ve MÜSİAD da var. TOBB ile TMMOB-EMO ve DEK-TMK  da varlar, ama yapıları gereği bu üçünün tam bir sivil toplum kuruluşu olarak kabul edilmeleri mümkün değil. İlk ikisi anayasal yapıda öngörülen devletin zorunlu olduğu meslek kuruluşları iken, DEK-TMK dernekler kanununa tabi olsa da, bünyesinde kamu kuruluşlarını üye olarak bulunduran Bakanlar Kurulu Kararı ile kurulmuş bir yapıya sahip.
 
9. Kalkınma Planı Enerji Özel İhtisas Komisyonu’nun 9-10 Ekim 2005 tarihlerinde yapılan ilk toplantısında; genel analiz, sorun tespiti, çözüme yönelik politikalar, swot analizi ile ileriye yönelik vizyon ve strateji oluşturma konuları üzerinde durulmuştu. 17 Kasım 2005 tarihinde yapılan ikinci toplantıda ise, raportörler tarafından hazırlanmış olan “9. Kalkınma Planı Genel Enerji Özel İhtisas Komisyonu Taslak Raporu” tartışılmış bulunuyor.
 
Bu ikinci toplantıda özel sektörü RESSİAD temsil etti. TÜSİAD Enerji Çalışma Grubu temsilcisi toplantıya katılmamıştı. Zamanında, oluşumu için fikrini ortaya attığımız, geçen yıla kadar karşılıksız destek vererek katıldığımız TÜSİAD Enerji Çalışma Grubu, yeni yönetim döneminde, Bakanlık ile yapılan bazı toplantılara bizzat TÜSİAD Başkanı’nın katılmasına rağmen etkinliğini kaybetmiş bulunuyor. Kaldı ki, zaman zaman serbest piyasadan ödün veren önerileri bu toplantılarda görülüyor. Şu anda çalışma grubunun içinde TÜSİAD üyesi olan da olmayan da, TÜSİAD’a bu alanda katkısı bulunmayan da, TÜSİAD yerine TOBB Enerji Grubu’nda etkinlik gösterenler de var. Herhalde TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu bu yapıyı yeniden gözden geçirirse, gelecekte etkinlik kazanmak için iyi olur!... 1998 tarihli TÜSİAD’ın Stratejik Enerji Raporu’nun yazarı olarak, bu öneriyi bir görev saydık.
 
Gelelim, 9. Kalkınma Planı Enerji Taslak Raporuna. Ayrıntılı istatistiksel veriler, geleceğe yönelik vizyon ile stratejik amaç ve öneriler içeren raporun genişletilmiş özet metni aşağıdaki sunumumuzdan sonra, yine aşağıda yer almakta. Ancak, o raporun özetini vermeden önce, planlama anlayışı ve rapor içeriği üzerine, ikinci toplantıda da dile getirdiğimiz görüşlerimizi sunacağız:
 
Planlama anlayışı ile başlamak...
 
1960’dan bu yana anayasa gereği olarak 8 tane kalkınma planı hazırlanıp uygulandı. Şimdi sıra dokuzuncusuna geldi, ama 45 yılda çok şey değişti. 45 yıl önce Türkiye’de piyasa ekonomisi değil, karma ekonomiden bahsediliyordu. Kamu sektörünü ve özel sektörü içeren öyle bir karma ekonomi ki, devlet ağırlığı fazlaydı. Şimdi ise piyasa ekonomisinden söz ediyoruz. Dünya Bankası Türkiye Direktörü Andrew Vorkink, AB’nin 9 Kasım’da yayınladığı İlerleme Raporu’nda, “Türkiye’nin işleyen piyasa ekonomisine sahip olduğuna ilişkin tespitini, 14 Kasım tarihli gazetelerde yer alan demeciyle, “Türkiye’nin ekonomide sınıf atladığı” biçiminde yorumluyordu. Genel anlamıyla piyasa ekonomimizde devletin gereksiz müdahale mekanizmaları varsa da, bu tespite ve yoruma katılmamak mümkün değil. Yalnız bunu ifade ederken, enerji piyasalarını genel piyasadan ayrı tutuyoruz, onlarda devlet ağırlığı var ve henüz yeterince işlerlik kazanmış değiller. Bunun sorumlusu da dünkü iktidar değil, bugünkü iktidar. Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı’nın politikaları, enerji yönetiminin uygulamaları, sanki bu iktidarın liberal politikalarından soyutlanmışçasına enerjide rahatsız edici devletçilik kokusu kendisini hissettiriyor!...
 
2001 yılında çıkarılan 4628 Sayılı Kanun ile elektrik piyasası, yine 2001 yılında çıkarılan 4646 Sayılı Kanun ile doğalgaz piyasası, yasal olarak serbestleştirildi görünse de, uygulamada yüzde kaçı devletin elinde? Elektrik üretim kapasitesinin, yani kurulu elektrik gücünün % 58.9’u kamunun elinde,  özelleştirme kapsamında ve programındaki santralların payı sadece % 4.4 kadar. Kalan kesimdekilerin % 8.1’i de tekrar kamuya geçecek olan işletme hakkı devri ve yap-işlet-devret santralları. Payı % 15.9 olan yap-işlet santraları ise, belli fiyattan devletçe alım garantisi olan serbest piyasa dışı üretim tesisleri. Geriye serbest üretim şirketlerinin santralları ile otoprodüktör santrallar kalıyor ki, onların payı sadece % 15.1 düzeyinde. İşte % 15 ile elektrikte serbest piyasadan söz edilebilir mi? Elektrik dağıtımı halen devlet elinde. Doğalgaz ithali tamamen devlet elinde ve ithalat sözleşmeleri devir ihaleleri ile yılan hikayesine dönmüş durumda. Bu koşulda, enerjide işleyen serbest piyasa var denilebilir mi? Elbette hayır ve bu hususu Mr. Vorkink’in de, AB uzmanlarının da dikkatine sunarız.
 
Evet, maalesef enerjide sınıf atlayamadık!... 5015 Sayılı Petrol Piyasası Kanunu, petrol ürünleri için serbest piyasa değil, var olan serbest piyasaya yeni denetim mekanizmaları getirdi. Yoksa petrol ürünleri serbest piyasası 1960’da da, öncesinde de vardı, kıacası dün de vardı, yarın da var olacak. Aynı şeyi elektrik ve doğal gaz için söyleyememek ne kadar acı...
 
İşleyen bir enerji piyasası özlem değil, gerçek olmalı...
 
Bir zamanlar her kötü şey komünizme bağlanırdı. Komünizmin çöküşüyle, o anlayış gerilerde kaldı. Komünistlerin bulduğu iyi uygulamalar da yok değildi. Planlama da bunlardan biri. Dünyada ilk elektrik planlaması Lenin zamanında  Sovyetler Birliği’nde yapıldı. Ben bunun için oldum olası enerji planlamasına dikkatli yaklaşırım ve bir akademisyen olarak dikkatli yaklaşılmasını da öneririm. Türkiye’de planlama kavramını, devletçi ekonomiye dönüldüğü yıllarda kadrocular ortaya attılar. Yoksa 1923-1930 liberal ekonomi döneminde plan konuşulmuyordu.
 
Atatürk’ün “mutedil devletçilik” kavramını bile benimsediği çok kuşkulu, ama 1930 dünya ekonomik bunalımı liberal politikaların uygulanmasını engellemişti.  Atatürk’ün sağlığında Birinci Sanayi Planı hazırlandı ve uygulandı ise de, o plan aslında bir program taslağı idi, bunu kadrocular da tescil etmiştir, bugün için ona strateji diyebiliriz. Asıl plan, İkinci Sanayi Planı idi, ancak Atatürk’ün ölümü, İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması bu planın uygulanmasını engelledi. 1950-1960 döneminin DP iktidarı liberaldi, planlamaya sıcak bakmıyordu. Bununla beraber 1958 sonrası ekonomik sorunlar, liberalizm derken devlet kuruluşlarının ister istemez çoğaltılması, yanlışlıklar ve artan sorunlar planlama ihtiyacı getirmiş, Avrupa’dan planlama uzmanları çağrılmıştı. DP planlı dönemi başlatamadı, 1960 ihtilali sonrası, hükümetin devletçi yapısına da bağlı olarak planlı kalkınma dönemine girildi. Hazırlanan planlar özel sektör için özendirici, kamu sektörü için emredici oldu.
 
1980’den sonra planlama kavramının gevşediğini görüyoruz. Türkiye’de bugünkü piyasa ekonomisinin fikir yapısı, temel taşları hep 1980 sonrasında kotarıldı ve inşa edildi. Kalkınma planlarına, bunları hazırlayacak bir planlama teşkilatına gerek var mı yok mu tartışmaları yapılmaya başlandı. Serbest piyasaya gidecek yollar arandı. Hukuki yapıdan kaynaklanan engeller kaldırılmaya çalışıldı, yasal düzenlemeler başlatıldı. 2000’li yıllara böyle geldik. Şimdi 2005 yılında, AB’nin kapısındayız ve müzakereleri başlatmış durumdayız. AB her alanda serbest piyasa ekonomisini şart koşuyor. Dengeler, planlama kriterlerine göre değil, arz-talep değişkenlerine göre belirlenecek.
 
Artık karma ekonomi değil, özelleştirmelerle özel sermayeye dayalı piyasa ekonomisi olacağına göre, planlamaya gerek kaldı mı? Bizce “hayır”. Artık planlamaya değil, ama stratejiye gerek var.
 
Nitekim, Başbakanlık genelgesinde belirtildiği gibi, başlangıcından itibaren kamu kesimi için emredici, özel kesim için yönlendirici olan planlardan, giderek geniş kapsamlı ve ayrıntılı bir modelden, devletin ekonomideki rolünün yeniden tanımlanmasının da bir sonucu olarak, makro çerçeve oluşturan, öngörülebilirliği artıran, sistemin daha etkin işleyişine imkân verecek biçimde kurumsal ve yapısal düzenlemeleri öne çıkaran ve temel amaç ve önceliklere daha fazla yoğunlaşan bir stratejik yaklaşım modeline dayalı stratejiler belirlemeye ihtiyaç var. Artık önemli olan plan yapmak değil, strateji belirlemek. Geçmişte, Devlet Planlama Teşkilatı’nı, Strateji belirleme Kurulu’na dönüştürmek için yapılmış hazırlıklar vardı, onları sonuçlandırma zamanı geldi de geçiyor bile...
 
Keşke, Anayasa’da gereken değişiklik yapılsaydı da, ekonomik yaşamı planlamaya bağlayan hükümden kurtulmuş olunsaydı. Böylece, 9. Plan yerine, Piyasa Stratejileri Çalışması yapılsaydı. Şimdi dikilmek istenen elbise Türkiye’ye uygun değil, modası geçmiş. Maalesef, Enerji Özel İhtisas Komisyonu raportörleri tarafından hazırlanan taslak raporda, geçmişteki planlama anlayışının izleri egemen. Sanki, geçmişte kalan kalkınma planlarının özel ihtisas komisyonlarının raporu gibi. Strateji önerileri yok değil, ama onlar da emredici planlama anlayışından soyutlanmış değil. Bununla beraber yatırımların ağırlığını özel sektöre bırakmak gibi bir tutarlı strateji ilkesi de bulunuyor, bu yapıda ne derece uygulanacak o tartışılabilir. Geçmişte onca plan yapıldı dedik, ama tam uygulananı görülmedi. Peki, şimdi belirlenen stratejiler uygulanacak mı?... O da ayrı bir sorun!
 

Türkiye nereye doğru gidecek ve stratejiler ne, nasıl olmalı?...
işte bütün mesele, bunların olması ya da olmaması....
 
 
Enerji özel ihtisas komisyonu raporuna kısa bir bakış
 
Raporda önce dünya enerji kaynaklarının kullanımında ve ticaretinde beklentilere yer verilmiş. Dünya enerji güvenliği diye de bir alt bölüm açılmış. Türkiye’nin giderek artan enerji ithal bağımlılığı karşısında bu irdeleme gerekir de, raporda beş buçuk sayfaya sığdırılan irdeleme yeterli sayılamaz.
 
Ardından enerji sektöründeki organizasyon geliyor. Sektörün talihsizliği zaten burada. Bu organizasyonda bağımsız ve gerekli olan EPDK’nın dışında o kadar çok gereksiz ve özelleştirmeleri, kapatılmaları gereken kamu kuruluşu var ki!... EÜAŞ, TEDAŞ, TETAŞ, BOTAŞ, TPAO, TKİ, TTK özelleştirme açısından ele alınmalı, ama o konulara yeniden yapılanma bölümünde bile gerektiği gibi değinilmemiş. DSİ yeniden düzenlenmeli, yıllardır fonksiyonu kalmamış EİEİ ya kapatılmalı, ya da bir başka kuruluşa dönüştürülmeli. Kısacası raporda, enerji sektöründeki organizasyondan yerine, ağırlıklı bir reorganizasyon konusuna ihtiyaç vardı!...
 
Raporun, “Türkiye’nin birincil enerji kaynakları rezervi-2004” başlıklı 1 nolu tablosu, adı ve içeriğindeki çelişki bir yana, düzeltmeye muhtaç bir tablo. Hemen belirtelim, o tabloda yer alan hidrolik enerjinin, jeotermal enerjinin, güneş enerjisinin rezervi olmaz, potansiyeli olur. Güneş enerjisinden elektrik üretimi için rezerv (pardon potansiyel) verilirken, rüzgâr enerjisi için bir değer vermezseniz, ülkenin yenilenebilir kaynaklarını tanımadığınızı, dünyadaki teknolojik gelişmeleri izlemediğinizi, AB direktiflerinden bihaber olduğunuzu ilan etmiş olursunuz!... Tabloda maalesef rüzgâr enerjisi yok.
 
Tabloda 380 bin ton toryum rezervinden söz ediliyor da, uzmanlara göre kullanılabilir öyle bir rezervimiz de yok. Şahsen komisyon üyesi olarak bizi utandıran bu tablo için tek tesellimiz, bor kaynağına yer verilmemiş olması. Bir zamanlar Enerji Bakanlığı bile boru enerji kaynağı gibi gösteriyordu. Bor enerji kaynağı değil, ama bakanlığın yanlış ifadeleriyle, Türkiye’de boru enerji kaynağı sanan çok sayıda vatandaşımız var. Hidrojeni de öyle... (1) nolu tablodaki taşkömürü ve linyit değerleri, yıllardır verilen aynı değerler, çünkü Türkiye’de kömür aramaları yapılmıyor. Petrol rezervi diye verilen de, çıkarılabilir kalan rezerv, ama olası rezervlerimiz ne kadar acaba?
 
Rapordaki çok sayıda yer alan tablo ve grafikleri tek tek irdeleyecek değiliz. Geniş ve yararlı bir istatistiksel bilgi topluluğu var. Bu açıdan rapor önemli ve yararlı bir kaynak sayılabilir. Türkiye’de 2004 yılında genel enerji arzı 87.8 mtep (milyon ton petrol eşdeğeri) olmuş, ama yerli enerji üretimi 24.4 mtep düzeyinde kaldığı için ithalat 63.2 mtep olarak gerçekleşmiş. 2004 yılında Türkiye, ham petrol ve petrol ürünleri ithalatına 8.6 milyar dolar, doğalgaz ithaline 4.4 milyar dolar, kömür ithaline 1.3 milyar dolar ödemiş ve ihracat gelirlerimizin yüzde 23’ü enerji ithali için harcanmış. 2004 yılında Türkiye’nin nihai enerji tüketimi ise toplam 68.5 mtep. Bundan en büyük payı yüzde 42 ile sanayi sektörü almış. 2004 yılında kişi başına genel enerji tüketimi 1231 kep (kilogram eşdeğer petrol) ile yine dünya ortalamasının altında.
 
Rapor, 2004 yılı verileri ile 36824 MW olan kurulu elektrik gücünün yüzde 65.5’inin termik, yüzde 34.3’ünün hidrolik, yüzde 0.1’inin jeotermal, yine yüzde 0.1’inin rüzgâr olduğunu açıklarken, yap-işlet-devret santrallarını bile özel sektör üretim şirketi saymış ve hatalı olarak, otoprodüktörler hariç olmak üzere yüzde 24.9’u özel sektör üretim şirketlerine ait diyerek, bir piyasa varmış gibi göstermek istemiş. Oysa, alım garantili yap-işlet-devret ve yap-işlet santralları serbest piyasaya sunum yapmıyorlar ki!...
 
Geçmiş ve mevcut durum üzerinde daha fazla durmadan geleceğe yönelik öngörümlere geçelim. Rapor, DPT verilerine bağlı olarak, 2005-2010 dönemi için yüzde 5.5, 2010-2020 dönemi için yüzde 6.4 GSYİH artış hızı öngörüyor. Ancak, bu büyüme hızları bundan sonra Türkiye için zor yakalanabilecek hızlar. Artık, büyüme yüzde 5’i geçemeyecek. Genel enerji arz-talep dengesi için yüksek senaryo ve düşük senaryo diye, iki değişik senaryo öngörülmüş.
 
2005 yılında 26.8 mtep olması beklenen birincil enerji üretiminin 2007’de 32.7 mtep, 2013’de 44.5 mtep olması bekleniyorki, Türkiye’nin yedi yılda bu gelişimi yakalaması imkânsız denilebilir. Geçen planların hepsinde, hatta yıllık programlarda öngörülen üretim seviyelerinin sürekli altında kalınmıştır. Yüksek senaryoya göre 2013 yılında birincil kaynaklardan nihai genel enerji tüketiminin 117.0 mtep’e, düşük senaryoya göre 107.8 mtep’e çıkması bekleniyor. 2013 yılında enerji ithalatı yüksek senaryoya göre 105.7 mtep’e, düşük senaryoya göre 96.6 mtep’e ulaşabilecek.
 
2005 yılında 159.5 milyar kWh olarak gerçekleşmesi beklenen elektrik talebinin yüksek senaryoya göre 2007 yılında 190.7 milyar kWh, 2010 yılında 242 milyar kWh ve 2013 yılında 306 milyar kWh olması beklenirken, düşük senaryoya göre 2007 yılında 180.2 milyar kWh, 2010 yılında 216.8 milyar kWh ve 2013 yılında 260.4 milyar kWh olabilecek. Bizce gerçek talebin düşük senaryonun üstünde, ama yüksek senaryonun altında gerçekleşmesi düşünülmeli. Artık, iki senaryodan vazgeçilip, gelecek tek bir senaryoya indirgenmeli. Bunun için varsayımlar önemli de, bu düzeltme görevi Enerji Bakanlığı’ndan çok DPT’ye düşüyor.
 
Biz RESSİAD olarak ikinci toplantıda, 4628 Sayılı Kanun uyarınca EPDK’ya verilmiş olan 10 yıllık elektrik talebi tespit işinin son aşamada, EPDK, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı ve DPT tarafından ortaklaşa yapılacak çalışma sonucu belirlenmesi gerektiği önerisini getirdik. Önerimiz kabul gördü ve 9. Plan’a da bu şekilde bir ilke olarak girmesi kararlaştırıldı. Elbette bunun için bir yasal değişikliğe gerek var. Yalnız, bu iş dağıtım şirketlerinden alınacak veriler ve öngörümler ile tek başına EPDK’nın üstesinden kalkabileceği bir iş değil. Büyüme senaryoları uyarınca, DPT’nin görüşü ve katkısı da bir o kadar önemli. Elbette bir o kadar önemli olan da siyasi iktidarın enerji politikası ve bunun için Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı da yönlendirici olarak bu işte yerini almalı.
 
Rapor, sektörün 2005-2020 döneminde toplam 128.5 milyar dolar yatırıma ihtiyacı olduğunu söylüyor. Bunun 5.1 milyar doları kömür arama ve üretimine, 16 milyar doları petrole (yurtdışı rezerv ekleme dahil), 2.7 milyar doları doğalgaza, 104.7 milyar doları da elektrik sektörüne ayrılmış. Elektrik sektöründe de en büyük pay, 91.3 milyar dolarla yeni üretim tesisi ihtiyacı yatırımlarına ait.
 
Raporda yatırımların piyasa modeli içerisinde ağırlıklı olarak özel sektör tarafından yapılmasının arzu edildiği vurgulanmakla birlikte, hatta 90 milyar dolarlık elektrik yatırımında kamuya 10 milyar dolar ayrılması benimsenmişken, geçiş döneminde kamu ve özel sektör ortaklığının düşünülmesi de isteniyor.  Biz RESSİAD olarak bu görüşe katılmadığımızı, yatırım ortamının uygun hale getirilmesi ile, gerektiğinde büyük hidrolikler ve nükleer santral gibi büyük yatırımlar için belli piyasa payı tanınmasıyla, işin kamu ile ortaklığa gitmeden, yalnızca özel sektör eliyle yapılması gerektiğini, özel sektörün gerekli kredileri, belli piyasa payı verilmesi koşulunda gayet rahatlıkla bulabileceğini söyledik. Böyle piyasa payı verilecek projelere, piyasayı daraltır ve rekabeti sınırlandırır diye asla bakılmamalı. Çünkü, rekabet mutlaka sunulan birim kWh üzerinden değil, bazen de proje bazında, projeyi gerçekleştirecek kuruluş seçimine göre lisans verilmekle de sağlanabilir.
 
İkinci toplantıdaki görüşmelerde, niçin devletin santral yapmaması gerektiği, niçin özel sektör yapmalıdır diye yakarışımızın nedeni, Deriner Barajı ve HES projesi ile bir kez daha ortaya çıktı. Yılda 2.1 milyar kWh elektrik üretecek 670 MW’lık Deriner Barajı ve HES’in ilk keşif bedeli 700 milyon dolar. İçinde bulunduğumuz 2005 yılında bitmesi gerekiyordu. Son üç yıl istenen ödenekler kesintisiz verilmiş ama, o proje de diğer projeler gibi eklenen üç yıllık bir gecikme ile karşılaşmış. Şimdiye kadar 800 milyon dolar harcanmış, son kesif artışıyla projenin yatırım ihtiyacı 1.7 milyar dolara yükselmiş. Bunun yetmeyeceği, artık 2009’da tamamlanması gereken projenin maliyetinin 2.6 milyar dolara ulaşacağını DPT hesaplamış. 2.1 milyar kWh/yıl elektrik için 2.6 milyar dolar yatırım.
 
Hangi geri ödeme Deriner Barajı ve HES projesini fizıbıl yapabilir ki? Herhalde bu elektrik için olması gereken gerçek satış  fiyatı, bugün piyasanın paçal fiyatı sayılan 5.9  cent/kWh değil ya da olmamalı. 2.6 milyar doları, yıllık üretimi olan 2.1 milyar kWh’e bölününce, yatırım öncesi birikmiş birim üretim maliyeti  124 cent/kWh-yıl olarak bulunuyor. Bu maliyete, yatırım dönemi faizleri eklendiğinde maliyet  iki katına, yani 250 cent/kWh-yıl düzeyine yaklaşacaktır. Bunu amoti edebilmek için seçilecek süre 15 yıl varsaylırsa,  ödenecek  reel faiz de %10 alınırsa, enerji satış bedeli  31 cent/kWh oluyor. Amortisman süresi 50 yıl bile olsa, %10 reel faiz ödenen ülkemizde, bu santralın enerji satış fiyatının 25 cent/kWh’in üstünde olması gerekiyor ki, geri ödeme sağlanabilsin, birikmiş borç tutarı ödenebilsin. Oysa, bu proje özel sektör elinde 1 milyar dolara ulaşmadan 500-700 milyon dolarla gerçekleştirilebilirdi!... Bazı kesimlerin diline sakız olan kamu yararı da bunu gerektiriyor. Hâlâ devletçilik diyenlerin amacı ne dersiniz?... Tabi, para Babacan Hazine’sinden çıkarsa, sıfır maliyetle EÜAŞ’a devredilirse, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı işletme giderlerine bakarak üretim maliyeti 0.2 cent/kWh der ve elektriğe zam yapma gereğini bile duymaz, ama vatandaşın verdiği vergiler de çarçur edilmiş olmaz mı? Ancak, büyük HES projelerinde gelir ortaklığı senedi ile vatandaşa açılma başlatılırsa, Bakanlık bunu artık yapamayacak!... Gerçekçi fiyatlandırma siyasi iktidarın karşısına çıkacak.
 
Hazırlanan taslak raporda, elektrik sektörü ve liberalizasyon, özelleştirme konusu da yer alıyor. Bu konu üzerinde öne sürülen, üretim yapma hakkı da verilmiş 21 dağıtım bölgesi ile 21 TEK yaratılacağı görüşüne katılmıyoruz. O elektrik üretimi, bölge bazında yüzde 20’den hatalı olarak yüzde 100’e çıkarılmış olsa da, istenirse EPDK tarafından lisans verilmeyerek rekabeti bozmamak için engellenebilecek bir üretim kalemidir. Kaldı ki, bu konuda EPDK’dan çok daha hassas ve EPDK’nın ötesinde Rekabet Kurumu var. Yine de EPDK rekabetin korunmasını da bundan böyle lisans verirken düşünmek zorunda olmalı. Keşke 21 dağıtım bölgesi yerine daha az sayıda dağıtım bölgesiyle, daha güçlü şirketlerin ortaya çıkmasına olanak sağlansaydı. Tekel ve duapol piyasalarını aştığınız zaman, oligopol piyasada da rekabet kendiliğinden oluşur. Kartelleşmeyi ise denetimle engelleyebilirsiniz. Nasıl ki at binicisine göre oynarsa, piyasalar da yönetici ve denetleyecisine göre oynar, ama bu oynamada siyasi müdahale olmamalı. Kurumların olsun, kurulların olsun, özerkliği kağıt üzerinde değil, uygulamada görülmeli. EÜAŞ’ın beş şirkete bölünüp özelleştirilmesinin piyasada rekabeti sınırlayacağı görüşü de, bu nedenle tutarlı değil.
 
Taslak rapor, mevcut ve inşa halinde olan üretim tesislerine ilaveten yüksek talep artışı senaryosuna göre 2009, düşük talep senaryosuna göre ise 2010 yılında yeni kapasite ihtiyacının olduğunu gösteriyor. Bir başka deyişle, önümüzde 2009/2010 yılları için elektrik krizi bekliyor. Biz bunun 2008’de olabileceğini, hatta 2007 sonunda sıkıntı başlayabileceğini düşünüyoruz. Yani arz güvenliğinde kriz tehlikesi sorunuyla karşı karşıyayız. EPDK’nın verdiği lisansların akibeti belli olmadığı gibi, kamunun inşa ettiği santralların geleceği de tam belli sayılmaz.
 
Arz  güvenliği için bizim önerilerimiz şöyle: Önce EPDK’nın lisans verme kriterleri yenilenmeli ve lisanslar daha sıkı tutulmalı. Şirketlerin sadece akçalı durumuna bakmak yeterli değil, enerji sektöründeki aktiviteleri de öncelik nedeni olmalı. Geçmişteki kazanılmış haklar ihlal edilerek, ihale ile verilen, en yüksek parayı verene sunulan lisanslar hakkaniyetle bağdaşmadığı gibi, maalesef bu santralların yapılacağı anlamına da gelmiyor. Yenilenebilir kaynaklarda, özellikle rüzgâr enerjisinde yer kapatmak amacıyla, proje ticareti yaptığı bilinen çantacılara verilen lisanlar da öyle. Bu örnekler sadece yenilenebilirler için değil, diğer klasik santrallar için de verilebilir. Örneğin, verilen bir büyük kömür santralı lisansına karşın, çevre sorunu bir yana, lisansı alanın ekonomik durumu sermaye bazında iyi görünürken, likidite darlığı yaşıyorsa, o santralı yapmaya uygun durumu yoksa, serbest piyasaya ihanet edilmiyor mu? Bir başka örnek, asfaltiti linyit gibi varsayarak termik santral lisansı verilmesi, kaynak savurganlığı ve hata değil mi? Aslında asfaltit işlenmesi gereken bir hammadde. Kısaca EPDK lisans verme ve denetleme kriterlerini yeniden gündemine almalı. Denetleme diyoruz, lisans verdikten sonra da proje başından sonuna kadar her aşamada denetlenmeli. Bugün için EPDK’nın böyle bir fonksiyonu yok ve EPDK yönetimince düşünülmüyor bile.
 
Arz güvenliği için ve serbest piyasaya işlerlik kazandırmak açısından özelleştirmeler bir an önce yapılmalı. TEDAŞ, TETAŞ, EÜAŞ’dan öte TEİAŞ’ın özelleştirilmesi de tabu olmaktan çıkarılıp gündeme getirilmeli. Yatırım ortamının geliştirilmesi gerekiyor. Yatırım ortamının iyileştirilmesi demek, Hazine’nin garanti veya subvansiyon vermesi demek değil elbette. Ancak, yatırım indirimi, yer tahsisi, vergi konularında atılması gereken onca adım var.
 
Serbest piyasada fiyatlar da serbest olmak zorunda, enerji yatırımını sürdürülebilir kılacak enerji fiyatları, şimdi olduğu gibi popülist yaklaşımla ve olmaması gereken devlet işletmeciliği ile sabitlenerek değil, arz-talep koşullarında dalgalanmaya bırakılarak sağlanabilir.
 
Arz güvenliği açısından açık kapatmak için olduğu kadar, devletin yapılmasında yarar gördüğü, ama piyasa koşullarının fizıbıl kılmadığı, piyasadaki kWh fiyatları ile rekabet sağlaması güç projelerde ya da büyük yatırım ve büyük risk isteyen projeler de, o projeye üretim garantisi sağlayacak piyasa tahsisi ile proje ihalesi kapsamında rekabet yaratılarak, devlet desteği sağlanmalıdır. Yoksa, kamu-özel sektör ortaklığı çözüm olarak düşünülmemelidir. Devlet yatırıma gölge etmesin, lütfen bırakınız, özel sektör tek başına yapsın, sorumluluğunu ve sahipliğini üstlensin.
 
Raporla ilgili görüşlerimizi, kaynak dağılımı bazında, hidrolik enerjiye ve rüzgâr enerjisine ayrılan pay ile tamamlayalım. 2005 yılında 41.9 milyar kWh olması beklenen hidrolik üretimin 2007’de 53.2 milyar kWh olması öngörülmüş. Yüksek senaryoda 2010’da 57 milyar kWh, 2013’de 71.8 milyar kWh olması hedefleniyor. Düşük senaryoda 2010’da 54.6 milyar kWh, 2013’de ise 61.3 milyar kWh hedefleri verilmiş. Yerli kaynak olan hidroliğin yüksek ve düşük senaryoya göre 2010-2013 üretimlerini değiştirmek niye? Enerji ithalini azaltmamak için mi? Oysa, yerli ve yenilenebilir doğal kaynak hidrolik enerji daima en üst sınırlar hedeflenerek kullanılmalı, sularımız dolar getirecekken, boşa akmamalı... Büyük hidrolik tesislerin 5-7 yıldan önce kurulamayacağı varsayılırsa, 2007 verisi değil, ama 2010 ve 2013 verileri daha yüksek tutulabilir. Yeter ki, tüm hidrolik projeler, uygun yatırım ortamı ve uygun koşullar sağlanarak özel sektöre açılsın. 
 
9. Plan’da klasik hidrolik enerji ile küçük hidrolik enerjiyi de birbirinden ayırmak gerekiyor. Bilindiği gibi 5346 Sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun, küçük hidrolik kaynaklar için yeni bir kriterle belirli bir tanım getirdi. Bu tanım kapsamında inşa edilmiş ve edilmekte olan hidrolik projeler ile etüt aşamasındaki hidrolik projeler birbirinden ayrılarak değerlendirilmelidir. Türkiye’nin kullanılabilir hidroelektrik enerji potansiyeli taslak raporda kabul edilen gibi 127 milyar kWh olmayıp, bugün için ekonomik kullanılabilir potansiyel 180 milyar kWh düzeylerindedir. Bu potansiyelin de en az 60 milyar kWh’i küçük sular kapsamına girmektedir. Küçük suları değerlendirmek için yaklaşık 17-20 bin MW dağınık hidrolik kurulu güce ihtiyaç var. 9. Plan dönemi ile ilgili olarak, 2013 yılına kadar 7500 MW’lık küçük hidroelektrik güç eklentisi hedef seçilmeli.
 
Rüzgâr enerjisine gelince, düşük senaryo ve yüksek senaryo ayrımı yapılmamış. 2005 yılı için 56 milyon kWh olması beklenen üretimin 2007’de 3.8 milyar kWh’e, 2010’da 4.9 milyar kWh’e ve 2013’de 5.9 milyar kWh’e çıkması öngörülüyor. 2005’de 20 MW rüzgâr kurulu gücü var. Almanya, İspanya yılda 1000 MW, Portekiz yılda 600 MW kurabilirken, Türkiye yerinde saysın gibi bir durumla karşı karşıyayız. Rüzgâr santralları en az 6 ay, en fazla bir yıl içinde kurulabilir. 2007’de hedeflenen 3841 GWh üretim 1413 MW kurulu güce karşılık. Beş yılda 19 MW’dan 20 MW’a çıkabilen Türkiye için büyük hedef diyebiliriz, ama sonrası öyle değil, iş iki adım ileri-bir adım geri mehter yürüyüşüne bırakılıyor!...
 
2010 yılı için hedeflenen 4890 GWh rüzgâr enerjisi üretimi için 1788 MW öngörülmüş. İlk iki yılda 1400 MW, yani yılda 700 MW rüzgâr santralı kuracak Türkiye, sonraki üç yılda 375 MW ile yılda 125 MW rüzgâr santralı kurarak bekleyecek mi? Hem de Avrupa’nın en kaliteli rüzgârlarına sahipken. 2010’dan 2013’e giden yolda ise, yine yılda 125 MW kurulması hedefleniyor. Komik bir trend, giderek hızlanacak yerde duralan ve yüzdesi giderek küçülen bir hedef. Çevremize bakılırsa, Almanya, İspanya, Portekiz, Yunanistan, İtalya, yılda ne kadar eklenti yapıyor, yüzde kaç artış sağlıyor? Bizim sitemizin istatistiklerinde bunlar var. Bir de rüzgâr enerjisinin enterkonnekte sistem dışı izole bölgelerde kullanımı düşünülüyor ki, Avrupa’da bunun örneği yok. Avrupa’daki santrallar, bağlanmayı hedeflediğimiz Avrupa şebekesi UCTE’yi besliyorlar. 2013 yılında 5000 MW, 2020 yılı için 15000 MW rüzgâr kurulu gücü hedeflemek gerekiyor. Bu söylediğimiz hedef abartılı da değil.
 
Kyoto Protokolü imzalansa imzalanmasa, 2013’den itibaren karbondioksit salımında her ton başına ceza ödemek zorunda kalacak Türkiye, yerli kaynak denilince kömürden önce hidroliği ve rüzgârı anlayan politikaya ve stratejiye sahip olmalı. Taslak enerji raporunde yerli kaynağa, yenilenebilir kaynağa önem verilmesinden söz edilmiş de, hedeflenen rakamlar bu sözlere uygun değil. O zaman yenilenebilir enerji yandaşlığı sözde kalıyor. Yenilenebilirden çok yerli kaynaklar denilerek de, kömüre ortam hazırlanmak isteniyor. Gerçi 9. Plan döneminde 700 MW’lık kömür santralı kurulacağı raporda varsayılmış, ama Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı’nın sekiz kömür santralının kurulması gerektiğine ilişkin demeci, bizce gizli bir hedef gösteriyor gibi. Bu gizli hedef AB’nin yenilenebilir enerji stratejisine de, çevre stratejisine de aykırı görünüyor.
 
Bu anlattıklarımızdan başka raporda; Türkiye’nin bölgesindeki fırsatlar-enerji koridoru olma potansiyeli, AB enerji mevzuatına ilişkin müzakere sürecinde ele alınması beklenen konular, nükleer enerji, enerji verimliliği, enerji ve çevre konuları da işlenmiş. Biz raporun kısaltılmış özet metnini, önemli gördüğümüz tablolara geniş yer vererek, üyelerimiz ve okurlarımız için aşağıda sunuyoruz:
 
------------------------

 

9. Kalkınma Planı

Enerji Özel İhtisas Komisyonu Raporu (Taslak)

*Genişletilmiş Özet*

 
 
 
Dünya ekonomisi ile hızlı bir entegrasyon sürecinde olan ülkemiz; altyapısını tamamlama, kalkınma hedeflerini gerçekleştirme, toplumsal refahı artırma, sanayi sektörünü uluslararası alanda rekabet edebilecek bir düzeye çıkarma çabası içindedir. Bu durum, enerji talebimizde hızlı bir artışı da beraberinde getirmektedir. Dünyadaki gelişmeler de dikkate alındığında, kapsamlı bir enerji politikası çerçevesinde belirlenen stratejik amaçlarımız ile paralel uygulamaların hayata geçirilmesi elzem hale gelmektedir. 
 
Ülkemizin Avrupa Birliğine (AB) adaylık statüsünün tescil edilmiş olması ve müzakere görüşmelerinin belirli bir takvim dahilinde başlayacak olması göz önünde bulundurulduğunda; Avrupa Birliği müktesebatına uyum Türkiye’nin öncelikli hedefleri arasında yer almaktadır.
 
Enerji piyasasının serbestleştirilmesi ile yaratılacak rekabet ortamında, sektör verimliliğinin arttırılması ve fiyatların düşürülmesi; enerji sektörünün ülke kalkınması ve refah artışını sürükleyici bir yapıya kavuşturulması hedeflenmektedir. Rekabetçi enerji piyasalarında arz güvenliğinin temin edilmesinin yanısıra,  çevrenin ve  tüketici haklarının korunması ile serbestleştirme sürecinin sosyo-ekonomik açıdan olumsuz etkiler yaratmadan devam ettirilebilmesine ve geçiş döneminin etkilerine  ilişkin hususlar, söz konusu politik açılımda dikkatle değerlendirilmek zorundadır.
 
Uluslararası pazarlara kesintisiz, çevre açısından güvenli petrol/gaz taşınması, ticari ve bağımsız ihracat yollarının oluşturulması açısından “Doğu-Batı ve Kuzey-Güney Enerji Koridoru” konseptinde yer alan Türkiye, stratejik bir role sahiptir. Uluslararası ve bölgesel girişimlere katılım ve karşılıklı işbirliğinin geliştirilmesi, bu anlamda arz güvenliğinin güçlendirilmesi, gerek Türkiye gerek diğer ülkeler açısından siyasi öncelikler arasında yer almaktadır.
 
Fosil kaynaklar bugün olduğu gibi gelecekte de dünya enerji talebinde önemini sürdürmeye devam edecektir. 2002 yılında toplam enerji talebinde yüzde 80 olan fosil kaynakları payının, 2030 yılında yüzde 82 olması beklenmektedir. Bu dönem içinde petrol en fazla tüketilen enerji kaynağı olma özelliğini koruyacaktır. Fosil kaynaklar içerisinde en büyük talep artışının ise doğal gaz kullanımında olması beklenmektedir.
 
Aynı dönemde, yenilenebilir ve hidrolik enerji üretimi artmasına rağmen artan taleple kıyaslandığında tüketimdeki payı aynı kalmaktadır. Dünyanın toplam enerji talebinin karşılanması için, artan petrol fiyatları ve karbondioksit emisyonuna getirilen sınırlama dikkate alındığında, nükleer enerji yatırımlarının ise artması beklenmektedir.
 
Elektrik üretimindeki kaynak dağılımlarına ilişkin öngörüler dikkate alındığında, Avrupa Birliği ve dünyada doğal gaz ve yenilenebilir kaynakların payında önemli bir artış olması beklenmektedir. Bununla birlikte, dünyada elektrik üretimindeki kömür kullanımının da önemini koruyacağı ve talebin, Çin ve Hindistan başta olmak üzere, gelişmekte olan ülkelerden kaynaklanacağı öngörülmektedir.
 
Sürdürülebilir kalkınmanın temel yapı taşı olan enerjinin,
  • zamanında,
  • kesintisiz,
  • yeterli ve düşük maliyetle temini hususu önemini giderek artırmaktadır.
Petrol başta olmak üzere toplam enerji kaynaklarının temininde net ithalatçı durumunda bulunan sanayileşmiş ülkelerde ve bunun yanında modern enerji hizmetlerinden faydalanmak isteyen gelişmekte olan ülkelerde enerji güvenliği birinci öncelikli konu haline gelmiştir.
 
Enerji güvenliğini gündeme getiren başlıca unsurlar:
  • Üretici ülkelerdeki politik ve ekonomik istikrarsızlık,
  • Terörizm ve bölgesel çatışmalar,
  • Hızla büyüyen ekonomilerin artan enerji talebi ve bunun enerji arzı ile ekonomiler üzerinde yaratacağı istikrarsızlık,
  • Enerji projeleri için gerekli finansman ihtiyacının teminindeki güçlükler,
  • Ticaret yolları üzerindeki kritik noktalardaki yoğunlaşmanın sebep olacağı arz kesintileri,
  • Çevresel etkilerin en aza indirilmesi için üstlenilen sorumluluk ve baskılar,
  • Petrol fiyatlarındaki kalıcı olabilecek artışların ekonomi üzerindeki olumsuz etkileri.

Genel Enerji Durumu

Türkiye enerji kaynakları açısından zengin sayılamayacak bir ülkedir. Toplam kömür rezervi ile jeotermal ve hidrolik enerji potansiyeli toplamı, bu alanda dünya kaynaklarının   % 1’i ne karşılık gelmektedir.  Petrol ve doğal gaz rezervleri ise son derece kısıtlıdır. Ancak; ileri teknoloji uygulamalarında nükleer santral yakıtı olarak kullanılabilecek toryumun, dünya toplam rezervinin % 54’ü Türkiye’de bulunmaktadır.

Türkiye birincil enerji üretimi ağırlıklı olarak kömür ve yenilenebilir enerji kaynaklarından (hidrolik, biyokütle, rüzgar, güneş ve jeotermal) sağlanmakla birlikte, tüketim, bu kaynakların yanısıra petrol ve son yıllarda artan oranlarda doğal gazdan karşılanmaktadır.

Birincil Enerji Kaynakları Üretimi

 
 
1990
1995
2000
2001
2002
2003
2004
Taşkömürü
Bin Ton
2745
2248
2259
2357
2245
2059
1946
Linyit
Bin Ton
44407
52758
60854
59572
51660
46168
43709
Asfaltit
Bin Ton
276
67
22
31
5
336
722
Petrol
Bin Ton
3717
3516
2749
2551
2420
2375
2276
Doğal Gaz
(Milyon m3)
212
182
639
312
378
561
708
Hidrolik
GWh
23148
35541
30879
24010
33684
35330
46084
Jeoterm.El..
GWh
80
86
76
90
105
89
93
Jeoterm.Isı
Bin Tep
364
437
648
687
730
784
811
Rüzgar
GWh
 
 
33
62
48
61
58
Güneş
Bin Tep
28
143
262
287
318
350
375
Odun
Bin Ton
17870
18374
16938
16263
15614
14991
14393
Hay.Bit.Art.
Bin Ton
8030
6765
5981
5790
5609
5439
5278
TOPLAM
Bin Tep
25478
26719
26855
25173
24727
23978
24397
Artış
%
 
1,0
0,1
-6,3
-1,8
-3,0
1,7

Enerji talebinin karşılanması açısından, geçmiş yıllarda olduğu gibi, büyük oranda dışa bağımlı olan ülkede 2004 yılında talebin yerli üretimle karşılanma oranı %28 olmuştur. Diğer bir deyişle 2004 yılında 67,8 Mtep olarak gerçekleşen Türkiye toplam enerji ithalatı, toplam enerji arzının %72’sini oluşturmaktadır.

Enerji Talep –Üretim- İthalat ve İhracatının Gelişimi (Bin Tep)
 
 
1990
1995
2000
2001
2002
2003
2004
Talep
52987
63679
81251
75952
78711
83970
87819
Üretim
25478
26719
26855
25173
24727
23978
24397
İthalat
30936
39779
56280
52702
58553
65192
67817
İhracat
2104
1947
1584
2620
3162
4090
4022
İhrakiye
355
464
467
624
1233
644
631
Net İthalat
28477
37368
54229
49458
54158
60458
63164
Artış (%)
 
5,6
7,7
-8,8
9,5
11,6
4,5
TYÜKO  (%)
48,1
42,0
33,1
33,1
31,4
28,6
27,8

                  TYÜKO: Talebin yerli üretimi karşılama oranı

Nihai Enerji Tüketiminin Kaynaklara Dağılımı

 
 
1990
1995
2000
2001
2002
2003
2004
Taşkömürü
Bin Ton
2747
3040
9165
5267
8193
9747
9965
Linyit
Bin Ton
15739
12420
11904
8104
9980
10461
10808
Asfaltit
Bin Ton
285
66
18
30
5
336
722
Petrol
Bin Ton
19380
24193
25544
24341
24391
24632
26098
Doğal Gaz
Milyon m3
862
3335
5592
5807
6876
8345
9112
Elektrik
GWh
45670
65724
96140
95445
101298
110748
120305
Jeotermal Isı
Bin Tep
364
437
648
687
730
784
2962
Güneş
Bin Tep
28
143
262
287
318
350
375
Odun
Bin Ton
17870
18374
16938
16263
15614
14991
14393
Hay.Bit.Art.
Bin Ton
8030
6765
5981
5790
5609
5439
5278
İkincil Köm.
Bin Ton
3644
4158
5111
4538
4910
5184
5357
Nihai Ener. Tüketimi
Bin Tep
41611
49976
60490
55083
59092
62865
68501
Artış
%
 
3,7
3,9
-8,9
7,3
6,4
9,0
 
İkincil enerji kaynağı olan elektrik enerjisi tüketiminde de 1980’li yıllardan itibaren önemli artışlar kaydedilmiştir. 1990 yılında 57.543 GWh olan elektrik enerjisi üretimi yıllık ortalama % 7,1 artışla 2004 yılı sonu itibariyle 150.698 GWh olarak gerçekleşmiştir. 2004 yılında 464 milyon kWh’lik ithalat ve 1144 milyon kWh’lik ihracat ile tüketim150 milyar kWh olmuştur.
 
Elektrik Enerjisi Bilançosu
 
 
1990
1995
2000
2001
2002
2003
2004
Brüt Üretim
57543
86247
124922
122725
129400
140581
150698
İç Tüketim
3311
4389
6224
6473
5673
5332
5608
Net Üretim
54232
81859
118698
116252
123727
135248
145090
İthalat
176
 
3791
4579
3588
1158
464
Brüt Tüketim
54407
81859
122489
120832
127315
136406
145554
Şebeke Kaybı
6680
13769
23756
23329
23932
24053
23268
İhracat
907
696
437
433
435
588
1144
Net Tüketim
46820
67394
98296
97070
102948
111766
121141
Kişi Başı Brüt Tük. (kWh)
1012
1386
1903
1851
1904
1996
2103
 
 
Planlama
 

Ülkemiz genel enerji planlaması çalışmaları için ETKB’nca, MAED talep modeli kullanılarak genel enerji ve genel enerji içerisinde çok önemli bir bölüm teşkil eden elektrik enerjisi talepleri belirlenmektedir. Bu çalışmaların önemli bir bölümünü oluşturan elektrik enerjisi üretim planlaması çalışmaları ise Türkiye Elektrik İletim A.Ş. Genel Müdürlüğü’nce Wienn Automatic System Planning Package (WASP) modeli kullanılarak yapılmaktadır.

Genel Enerji Arz Talep Durumu (Yüksek Senaryo)

Üretimlerinde önemli artış olması beklenen enerji kaynaklarımız linyit, hidrolik enerji ve rüzgar enerjileridir. Linyitin yıllık ortalama %10 artış hızı ile üretiminin 2005 yılındaki 61 milyon ton seviyesinden 2013 yılında 130,4 milyon ton’a ulaşması, hidrolik enerjinin ise yine aynı dönemlerde yıllık ortalama % 7 artış hızı ile 41889 GWh’ten 71770 GWh’e rüzgar enerjisinin ise 56 GWh’ten 5938 GWh’e ulaşması beklenmektedir.

Birincil Enerji Kaynakları Üretimi (Orjinal Birimler)
 
 
Birimler
2005
2007
2010
2013
Taşkömürü
Bin Ton
3050
4050
9000
9000
Linyit
Bin Ton
60941
97201
102705
130382
Asfaltit
Bin Ton
700
700
700
700
Petrol
Bin Ton
2159
1881
1498
1204
Doğal Gaz
Milyon m3
464
336
258
247
Nükleer
GWh
 
 
 
10527
Hidroelektrik
GWh
41889
53195
57009
71770
Jeoterm.Elek.
GWh
122
384
384
384
Jeoterm.Isı
Bin Tep
976
1208
1650
2239
Rüzgar
GWh
56
3841
4890
5938
Güneş
Bin Tep
409
441
495
558
Odun
Bin Ton
13819
12739
11275
10648
Hay.Bit.Art.
Bin Ton
5127
4849
4493
4194
Toplam
Bin Tep
26898
32785
36735
44511

Genel Enerji Talebinin Sektörlere Dağılımı

 
2005
2007
2010
2013
Sanayi
31072
35914
43585
52056
Konut ve Hizmetler
21649
24250
29019
34500
Ulaştırma
14298
16550
19915
23700
Tarım
3476
3810
4370
4988
Enerji Dışı
2201
2326
2513
2706
Nihai enerji Talebi
72696
82850
99402
117950
Çevrim Sektörü
20606
22343
26190
32272
Genel Enerji Talebi
93302
105193
125592
150222
Kişi Başına Tüketim kgpe/kişi
1276
1399
1601
1847
 
Genel Enerji Talebinin Kaynaklara Dağılımı (Orjinal Birimler)
 
 
 
2005
2007
2010
2013
Taşkömürü
Bin Ton
23116
23457
29213
37976
Linyit
Bin Ton
60941
97201
102705
130382
Asfaltit
Bin Ton
700
700
700
700
Petrol
Bin Ton
33595
33727
39843
44930
Doğal Gaz
Milyon m3
24714
32018
42624
49463
Hidroelektrik
GWh
41889
53195
57009
71770
Nükleer
GWh
 
 
 
10527
Jeoterm.Elek
GWh
122
384
384
384
Jeoterm.Isı
Bin Tep
976
1208
1650
2239
Rüzgar
GWh
56
3841
4890
5938
Güneş
Bin Tep
409
441
495
558
Odun
Bin Ton
13819
12739
11275
10648
Hay.Bit.Art.
Bin Ton
5127
4849
4493
4194
Net Elek.İthali
GWh
-1432
 
 
 
 
Genel Enerji Üretimi, Talebi ve İthalat İhtiyacı (Bin Tep)
 
 
2005
2007
2010
2013
Talep
93302
105193
125592
150222
Üretim
26898
32785
36735
44511
Net İthalat
66404
72408
88858
105711
Talebin Yerli Üretimle Karşılanma Oranı %
28,8
31,2
29,2
29,6
 
 
Güvenilir Üretim Kapasitesine Göre Elektrik Enerjisi Arz-Talep Dengesi (GWh)
 
Üretim Kapasitesi/Yıllar
2005
2007
2010
2013
Termik
118931
173877
199802
257279
Hidrolik
42043
42944
45666
54414
Toplam
160974
216821
245468
311693
İthalat
518
 
 
 
İhracat
1950
 
 
 
Arz Kapasitesi
159542
216821
245468
311693
Üretim/Talep
159542
190700
242020
306100
Yedek
 
26121
3448
5593
Yedek %
 
13,7
1,4
1,8
 
 
Elektrik Enerjisi Kurulu Güç Kapasitesi Gelişimi  (MW)
 
 
2005
2007
2010
2013
K. Güç
Pay (%)
K. Güç
Pay (%)
K. Güç
Pay (%)
K. Güç
Pay (%)
Kömürü
10385
26,2
10467
23,6
10778
23,7
13378
22,1
Petrol
3205
8,1
3307
7,5
3307
7,3
3307
6,3
Doğal Gaz
13072
32,9
13697
30,9
16497
30,1
20822
34,4
Nükleer
 
 
 
 
 
 
1500
 
Top.Termik
26662
67,2
27471
62,0
27782
61,1
33137
62,8
Jeotermal
21
0,5
64
 
64
 
64
 
Rüzgar
20
0,5
1413
3,2
1788
3,9
2163
4,1
Top.Hidrolik
12976
32,7
15448
34,8
16382
34,8
20189
33,1
Genel Toplam
39679
100
44396
100
48816
100
66186
100
 
 
Planlama (Düşük Senaryo)
 
Üretimlerinde önemi artış olması beklenen enerji kaynakları yine linyit, hidrolik ve rüzgar enerjileridir. Linyitin ortalama %8,2 artış hızı ile üretiminin 2005 yılındaki 60 milyon ton seviyesinden 2013 yılında 114 milyon ton’a ulaşması, hidrolik enerjinin ise yine aynı dönemlerde yıllık ortalama %4.9 artış hızı ile 41889 GWh’ten 61314 GWh’e, rüzgar enerjisinin ise 56 GWh’ten 5938 GWh’e ulaşması beklenmektedir.
 
Birincil Enerji Kaynakları Üretimi (Orijinal Birimler)
 
 
Birimler
2005
2007
2010
2013
Taşkömürü
Bin Ton
3050
4050
9000
9000
Linyit
Bin Ton
60941
73357
102197
113978
Asfaltit
Bin Ton
700
700
700
700
Petrol
Bin Ton
2159
1881
1498
1204
Doğal Gaz
Milyon m3
464
336
258
247
Hidroelektrik
GWh
41889
53195
54608
61314
Jeoterm.Elek.
GWh
122
384
384
384
Jeoterm.Isı
Bin Tep
976
1208
1650
2239
Rüzgar
GWh
56
3841
4890
5938
Güneş
Bin Tep
409
441
495
558
Odun
Bin Ton
13819
12739
11275
10648
Hay.Bit.Art.
Bin Ton
5127
4849
4493
4194
Toplam
Bin Tep
26898
30275
36465
38673
 
Genel Enerji Talebinin Sektörlere Dağılımı (Bin Tep)
 
 
2005
2007
2010
2013
Sanayi
31072
32345
36479
42800
Konut ve Hizmetler
21649
23300
28994
33564
Ulaştırma
14298
16550
19915
23700
Tarım
3476
3810
4370
4988
Enerji Dışı
2201
2368
2556
2749
Nihai enerji Talebi
72696
78373
92314
107801
Çevrim Sektörü
20606
19628
23987
27501
Genel Enerji Talebi
93302
98001
116300
135302
Kişi Başına Tüketim kgpe/kişi
1276
1303
1482
1663
 
Genel Enerji Talebinin Kaynaklara Dağılımı (Orjinal Birimler)
 
 
 
2005
2007
2010
2013
Taşkömürü
Bin Ton
23116
18043
23008
30815
Linyit
Bin Ton
60941
73357
102197
113978
Asfaltit
Bin Ton
700
700
700
700
Petrol
Bin Ton
33595
33066
37859
42489
Doğal Gaz
Milyon m3
24714
31179
38710
42489
Hidroelektrik
GWh
41889
53195
54608
61314
Jeoterm.Elek
GWh
122
384
384
384
Jeoterm.Isı
Bin Tep
976
1208
1650
2239
Rüzgar
GWh
56
3841
4890
5938
Güneş
Bin Tep
409
441
495
558
Odun
Bin Ton
13819
12739
11275
10648
Hay.Bit.Art.
Bin Ton
5127
4849
4493
4194
Net Elek.İthali
GWh
-1432
 
 
 
 
Enerji Kaynakları İthalatı
 
 
 
2005
2007
2010
2013
Petrol
Bin Ton
31436
31185
36361
41285
Doğal Gaz
Milyon m3
24250
30843
38452
46531
Taşkömürü
Bin Ton
20066
13993
14008
21815
Toplam
Bin Tep
66404
67726
79835
96629
Artış
%
 
1,0
5,6
6,6

Genel Enerji Üretimi, Talebi ve İthalat İhtiyacı (Bin Tep)

 
2005
2007
2010
2013
Talep
93302
98001
116300
135302
Üretim
26898
30275
36465
38673
Net İthalat
66404
67726
79835
96629
Talebin Yerli Üretimle Karşılanma Oranı %
28,8
30,9
31,4
28,9
 
Ortalama Üretim Koşullarına Göre Elektrikte Arz-Talep Dengesi (GWh)
 
Üretim Kapasitesi/Yıllar
2005
2007
2010
2013
Termik
118931
183356
191387
228086
Hidrolik
42043
57420
59882
67636
Toplam
160974
240776
251269
295722
İthalat
518
 
 
 
İhracat
1950
 
 
 
Arz Kapasitesi
159542
240776
251269
295722
Üretim/Talep
159542
180250
216750
260400
Yedek
 
60526
34519
35322
Yedek %
 
33,6
15,9
13,6
 
Güvenilir Üretim Koşullarına Göre Elektrikte Arz-Talep Dengesi (GWh)
 
Üretim Kapasitesi/Yıllar
2005
2007
2010
2013
Termik
118931
173877
180146
216845
Hidrolik
42043
42944
44562
48484
Toplam
160974
216821
224708
265329
İthalat
518
 
 
 
İhracat
1950
 
 
 
Arz Kapasitesi
159542
216821
224708
265329
Üretim/Talep
159542
180250
216750
260400
Yedek
 
36571
7958
4929
Yedek %
 
20,3
3,7
1,9
 
Elektrik Enerjisi Talebi (GWh)
 
 
2005
2007
2010
2013
Brüt Talep
159542
180250
216750
260400
Net Talep
129450
146470
180776
221700
Sanayi
63277
69195
80904
96982
Konut ve Hizmetler
61100
71600
93200
116900
Tarım
4013
4415
5021
5650
Ulaştırma
1060
1260
1651
2168
Kişi Başına Tüketim (kWh)
2182
2397
2763
3201
 
Elektrik Enerjisi Kurulu Güç Kapasitesi Gelişimi (MW)
 
 
2005
2007
2010
2013
K. Güç
Pay (%)
K. Güç
Pay (%)
K. Güç
Pay (%)
K. Güç
Pay (%)
Kömür
10385
26,2
10467
23,6
10778
23,7
11658
22,1
Petrol
3205
8,1
3307
7,5
3307
7,3
3307
6,3
Doğal Gaz
13072
32,9
13697
30,9
13697
30,1
18172
34,4
Top.Termik
26662
67,2
27471
62,0
27782
61,1
33137
62,8
Jeotermal
21
0,5
64
 
64
 
64
 
Rüzgar
20
0,5
1413
3,2
1788
3,9
2163
4,1
Top.Hidrolik
12976
32,7
15448
34,8
15839
34,8
17499
33,1
Genel Toplam
39679
 
44396
 
45473
 
52863
 
 
 
Yatırımlar
 
Gelecekteki enerji talebinin en uygun kompozisyonla ve enerji politikalarımızla uyumlu bir şekilde karşılanabilmesi için devam etmekte olan yatırımların zamanında tamamlanması gerekmektedir. Halen devam eden yatırımlara ilave olarak ortaya çıkan 2005-2020 dönemi içerisinde 128,5 milyar dolar’lık yatırım vardır.
 
2005-2020 yılları arasında enerji sektörü yatırım ihtiyacı (milyon dolar)
 
Kömür
(Arama-üretim)
 
5109
Petrol
(Yurtdışı dahil rezerv ekleme ve gerekli yatırım)
 
 
16000
Doğal Gaz
2700
ELEKTRİK
104765
DSİ
6093
EÜAŞ
458
Yeni Üretim Tesisi İhtiyacı
91276
İletim
938
Dağıtım
6000
TOPLAM
128574
 
Yapılan talep projeksiyonu ve buna bağlı hazırlanan elektrik üretim planları, 2009 yılından itibaren yeni kapasite yatırımlarının devreye girmesi gerekliliğine işaret etmektedir. Bu çerçevede, yeni projlerin yapımına bir an önce başlanmasına önem verilmektedir. 2005-2020 arasında büyük bir yatırım ihtiyacı söz konusu olmakla birlikte, halen devam eden ve toplam maliyeti 76 milyar dolar olan 7.783 adet proje için bugüne kadar 32,6 milyar dolar harcanabilmiştir. Bu projelerin bitirilebilmesi için 43,5 milyar dolar ödenek ihtiyacı bulunmaktadır. Yatırımlar için ayrılabilen ödenek miktarı çok düşük seviyelerde kalmakta ve bunun sonucu olarak, mevcut ödenek seviyesi ile devam eden bu projelerin bitirilebilmesi için 11 yıla ihtiyaç bulunmaktadır. Dolayısıyla, ihtiyaç duyulan yeni yatırımların gerçekleştirilmesinde de finansman teminindeki güçlükler ön plana çıkmaktadır.
 
Yeni Elektrik Üretim Tesisi Yıllık Ortalama Yatırım İhtiyacı
Dönem
Milyar Dolar/Yıl
2005-2010
2,6
2011-2015
4,9
2016-2020
10,2
 
SWOT analizinden çıkarılan sonuçlar
  • Enerji talebinin büyümesi ve bu büyümeyi karşılayacak yatırımların yapılması zorunluluğu, yatırımcılar için “FIRSAT” olarak değerlendirilmelidir. Fakat yatırımların gerçekleştirilmesi ve zamanında enerji talebine yeterli arz sağlanması üzerindeki belirsizlikler, “DARBOĞAZ veya TEHDİT” olarak etkinleşecektir. Enerji sektörünün 2020 yılına kadar toplam yatırım ihtiyacı 130 milyar dolar’ı bulmaktadır. Bu yatırımların yapılmasında gecikmelere izin verilmesi ve mevcut koşullar altında sadece özel sektörün bu yatırımları yapmasını beklemek ülkemizin içinde bulunduğu koşullar ve enerji güvenliği politikamız ile belli ölçüde çelişmektedir.
  • Rekabetçi, şeffaf, eşit taraflar arasında ayrım gözetmeyen ve istikrarlı bir elektrik piyasasını öngören reform sürecinin yaşama geçirilmesi, hem yerli hem de yabancı sermayenin elektrik enerjisi piyasasına yatırım yapmasını kolaylaştırmaktadır. Ancak mevcut durumda piyasa faaliyetlerinin etkin olarak yürütülmesine engel teşkil eden sorun ve darboğazların henüz tam olarak çözülememiş olması ve bu konulardaki belirsizlikler sektördeki avantajları zayıflatmaktadır.
  • Gerekli yatırımların yapılmasını teminen güven ortamı ve modeller ivedilikle oluşturulmalı, arz güvenliği bağlamında gerekli tedbirler tanımlanarak hayata geçirilmelidir.
  • Dünyada, gelecek dönemde, enerjinin önemi giderek artacak, bu çerçevede enerji güvenliği de ülkelerin en önemli gündem maddesi haline gelecektir. Özellikle bölgesel siyasi ve ekonomik istikrarsızlıkların enerji arz güvenliği sorunlarını artıracağı öngörülmektedir. İçinde bulunduğumuz riskli coğrafya dikkate alındığında, ülkemizde özellikle enerji konusunda çok dikkatli ve planlı bir politika izlenmesi gerekmektedir. Bu bakımdan, petrol ve doğal gaz fiyat şoklarından ve arz kesintilerinden etkilenmeyecek güvenli bir enerji piyasasının oluşturulması önemlidir. 
  • Yapılan arz ve talep projeksiyonları, artan enerji talebimizin mevcut bilinen yerli kaynaklarımız ile karşılanamayacağını açık şekilde ortaya koymaktadır. İthal kaynaklara bağımlılığımız oldukça yüksektir. Ülkemizde toplam enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 90’ı petrol, doğal gaz ve kömürden sağlanmakta ve büyük ölçüde ithalata (yüzde 72) dayanmaktadır.
  • Piyasa oluşumuna ilişkin gelişmelerin izlenmesi ve Avrupa Birliği uygulamaları da dikkate alınarak, ihtiyaç duyulan mevzuat değişikliklerine gidilmesi en önemli konulardan birisi olarak ortaya çıkmaktadır.
  • Serbestleşme ve rekabetçi bir pazar oluşumuna ilişkin yasal ve yapısal düzenlemelerin büyük ölçüde yapılmış olması bir avantaj olmasına karşın, uygulamaların yapılması için geçecek süre için uygulanacak geçiş dönemindeki belirsizlikler özellikle arz güvenliği açısından risk oluşturmaktadır.

TEMEL SEKTÖREL VİZYON VE STRATEJİ

ENERJİYİ VERİMLİ ÜRETEN VE KULLANAN, ÇEVREYİ ASGARİ DÜZEYDE ETKİLEYEN, KAYNAK ÇEŞİTLİLİĞİNE VE YERLİ, YENİ VE YENİLENEBİLİR KAYNAKLARA ÖNEM VEREN, JEOPOLİTİK KONUMUMUZU DEĞERLENDİREN, DIŞA BAĞIMLILIĞI EN ALT DÜZEYE İNDİREN, AR-GE ÇALIŞMALARI VE YERLİ TEKNOLOJİLERLE DESTEKLENEN REKABETİ ÖNE ÇIKARAN, KAMU YARARI VE TÜKETİCİ HAKLARINI GÖZETEN, SERBEST PİYASA UYGULAMALARI İÇİNDE KAMU VE ÖZEL KESİM İMKANLARINI HAREKETE GEÇİREREK ÜLKE ENERJİ İHTİYAÇLARINI GÜVENLİ, SÜREKLİ VE EN DÜŞÜK MALİYETLERLE KARŞILAYAN BİR ENERJİ SEKTÖRÜ.

TEMEL AMAÇ VE POLİTİKALAR

Dünya ekonomisi ile hızlı bir entegrasyon sürecinde olan ülkemiz; altyapısını tamamlama, kalkınma hedeflerini gerçekleştirme, toplumsal refahı artırma, sanayi sektörünü uluslararası alanda rekabet edebilecek bir düzeye çıkarma çabası içindedir. Bu durum, enerji talebimizde hızlı bir artışı da beraberinde getirmektedir.
 
Enerji sektöründe hedefimiz, enerjinin ekonomik büyümeyi gerçekleştirecek ve sosyal gelişme hamlelerini destekleyecek şekilde:
  • zamanında,
  • yeterli,
  • güvenilir,
  • rekabet edilebilir fiyatlardan,
  • çevresel etkileri de göz önünde tutularak sağlanmasıdır.
Yukarıdaki vizyon ve ana hedeflere ulaşmak ve arz güvenliği ve güvenilirliğini sağlamak için Ülkemizin ana enerji politikaları:
  • Stratejik petrol ve doğal gaz depolama kapasitesinin arttırılması,
  • Kaynak ve ülke çeşitlendirilmesi,
  • Yerli kaynakların kullanımı ve geliştirilmesine öncelik verilmesi,
  • Farklı teknolojilerin kullanımı ve geliştirilmesi ve yerli üretimin artırılması,
  • Enerji koridoru olma potansiyelinden en iyi şekilde yararlanılması,
  • Talep yönetiminin etkinleştirilmesi ve verimliliğin artırılması,
  • Yakıt esnekliğinin artırılması (üretimde alternatif enerji kaynağı kullanımına olanak sağlanması),
  • Orta Doğu ve Hazar  petrol ve doğal gazının dünya piyasasına ulaştırılması sürecine her aşamada katılım sağlanması (Rezervden pay, nakil, rafinaj, pazarlama, LNG),
  • Enerji sektörünün, işleyen bir piyasa olarak şeffaflığı ve rekabeti esas alacak şekilde yapılandırılması,
  • Bölgesel işbirliği projelerine katılım ve entegrasyon,
  • Her aşamada çevresel etkileri göz önünde bulundurmak şeklinde özetlenebilir.
  • Bu bağlamda ülkemizde, yerli kaynaklara ağırlık vererek, ithal bağımlılığının düşürüldüğü, kaynak ve ülke çeşitliliğinin arttırıldığı,
  • Enerjinin verimli kullanıldığı,
  • Sanayimizin rekabet gücünü artıracak seviyede enerji fiyatını sağlayacak (şeffaf ve rekabete dayalı pazar oluşumu),
  • Çevre ile uyumlu,
  • Dünya enerji sistemi ile entegre bir enerji sistemi ve sektör yapısının kurulması hedeflenmektedir.
Bu çerçevede, başlatılan yerli kömür, hidrolik, petrol ve doğal gaz arama ve üretim faaliyetlerine öncelik verilmelidir. Bu alanlarda yatırım ortamının iyileştirilmesine ilişkin düzenlemeler yapılmalıdır. Ayrıca, özellikle petrol arama ve üretim projelerinde, yurtdışında ortaklıklar kurularak önemli mesafeler kat edilmiştir. Bu alanlardaki girişimlerin artırılarak sürdürülmesi elzemdir.
 
Enerji sektöründe elektrik enerjisinin kritik bir önemi bulunmaktadır. Elektrik enerjisi, enerjiye doymuş gelişmiş ülkelerde bile talebi artan bir enerjidir. Uzun yatırım dönemi, kapasite gelişimi konusunda en az 3-4 yıl önceden geleceğe yönelik tahminleri gerçekçi olarak yapılmasını ve tedbir alınmasını gerektirmektedir. Talep artışına paralel olarak tespit edilen yatırımların boyutu ve finansman ihtiyacı, bu alanda yapılması gereken yatırımların güvence altına alınmasını gerektirmektedir. Hedeflenen piyasa yapısı içerisinde üretim yatırımlarının özel sektör tarafından yapılması öngörülmektedir.  Ancak özellikle büyük ölçekli yatırımlar için yatırımcıların ve ihtiyaç duyulan dış finansman desteğinin sağlanabilmesi için yatırım ortamının uygun olması ön şarttır. Yatırım ortamını oluşturmak üzere öngördüğümüz model piyasada üretim yapanlara güven verecek güçlü alıcılar oluşturmaktır. Piyasada güçlü alıcılar yaratmanın yolu dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesi ve bu şirketlerin üreticiler ile uzun dönemli enerji alım sözleşmeleri yapması ve ödeme garantisini vermeleridir.  Böylece dağıtım şirketleri ve serbest tüketicilere enerji satan diğer perakende ve toptan şirketlerin bulunduğu piyasa yapısının üreticileri cezbedeceği beklenmektedir. Ülke enerji talebindeki büyük artış ve büyük miktardaki ihtiyaç nedeniyle,  güvenilir bir piyasa ortamında dahi yatırımların ihtiyaçları karşılayacak yeterlilikte yapılıp yapılamayacağı  sorusu netlikle yanıtlanamamaktadır.
 
Ancak içinde bulunduğumuz geçiş dönemi içerisinde, bir piyasanın oluşmamış olması, yatırımların özel sektör tarafından yapılabilirliği açısından ilave bir olumsuz unsur olmaktadır. Enerji sektöründeki üretim yatırımları 4-5 yıl önceden planlanıp uygulanmaktadır. Yatırımcılar, gelecekteki duruma bakarak fakat bugünden yatırım kararlarını vermek durumundadırlar. Ancak gelecek yapı yatırımcılar açısından yeterli olarak belirgin değilse, arz açığı olacağını görseler dahi, büyük ölçekli yatırımlara girişmekte isteksiz davranmaktadır. Bugün karşılaştığımız durum da budur.    Dolayısıyla öncelikle piyasa katılımcılarının güveneceği piyasa yapısının oluşması hızlandırılmalı, belirsizlikler giderilmelidir.
 
Elektrik enerjisi arz talep dengesi konusunda yapılmış olan çalışmalar, mevcut ve inşa halinde olan üretim tesislerine  ilaveten yüksek talep artışı senaryosuna göre 2009, düşük talep senaryosuna göre ise 2010 yılında yeni kapasite ihtiyacının olduğunu göstermektedir.
 
Mevcut kapasite ve geçiş dönemi koşulları, kapasite artışı için gereken üretim tesislerinin yapım süreleri göz önüne alındığında zorunlu olarak yatırım konusundaki kararların iki ayrı duruma göre değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu noktada önemli olan, acil olarak geçiş dönemi koşullarında uygulanılacak yöntemlerin  hedeflenen piyasa yapısını mümkün olabildiğince az etkileyecek şekilde uygulanmasıdır.
 
Bu konuda arz güvenliğini tehlikeye atmamak için özel sektör açısından belirsizliklerin giderilmesi ve piyasanın oluşturulmasının yanında, halen devam etmekte olan kamu yatırımları (rehabilitasyonlar ve büyük hidroelektrik santraller) için ayrılan kamu kaynaklarındaki kısıtlamalar kaldırılmalıdır.
 
Bu çerçevede, ihtiyaç duyulan yatırımların mümkün olduğu ölçüde özel sektör tarafından yapılmasını sağlayacak düzenlemeler yanında enerji güvenliği ve politikaları açısından yatırımlarda kamunun rolü halen önemini devam ettirmektedir.  
 
Ayrıca, öz kaynaklarımızı değerlendirmek ve yenilenebilir enerji kaynaklarını geliştirmek politikaları doğrultusunda stratejik önemi olan önemli yeni HES projelerine de başlanmalıdır (Ilısu, Yusufeli, Boyabat gibi). Bu yatırım atılımlarının devam etmesi öncelikli bir konu olarak gündemde yerini korumalıdır. Bu itibarla, bu tür büyük HES yatırımlarının  yapılabilmesini teminen kamu-özel sektör işbirliğini öngören modeller geliştirilmelidir. Serbest piyasa ortamında, yapılacak yatırımların enerji politikalarına ve hedeflerine uygunluğunu sağlamak üzere, müdahaleci olmayan ve fakat  yönlendirici yatırım teşvik ve yönlendirme politikaları oluşturulmalı ve uygulamalıdır.
 
Batıda UCTE bağlantısı hızlandırılmalı ve Avrupa sistemi ile senkron çalışma sağlanmalıdır. Doğu ve Güney için TEİAŞ DC istasyonlar kurmalı ve ithalat kapasitesini artırmalı, ithalat ve ihracat yapacaklara tahsis etmelidir.
 
Rekabetçi, şeffaf, eşit taraflar arasında ayrım gözetmeyen ve istikrarlı bir  piyasanın oluşturulmasını öngören reform sürecinde; arz güvenliği yanında ulusal çıkarlarımız ve stratejik amaç ve hedeflerimiz ile uyumlu yatırımların gerçekleştirilmesi için gereken politikaların ve modellerin geliştirilmesi üzerinde önemle durulmalı, AB başta olmak üzere dünya uygulamaları da bu çerçevede yürütülen çalışmalarda dikkate alınmalıdır.
 
Piyasa oluşumuna ilişkin gelişmelerin izlenmesi ve Avrupa Birliği uygulamaları da dikkate alınarak, ihtiyaç duyulan mevzuat değişikliklerine gidilmesi en önemli konulardan birisi olarak ortaya çıkmaktadır.
 
Öte yandan, elektrik sektöründe piyasanın oluşturulmasının en önemli adımlarından biri olan, sektörün özelleştirilmesine yönelik hazırlık çalışmalarında önemli aşamalar kaydedilmiş olup, iyi işleyen bir piyasa mekanizmasının kurulması için özelleştirmelerin, gelir odaklı olmaması ve öngörülen piyasa modelinin sağlıklı işlemesi için gereken hukuki ve teknik gereklilikler dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. Sektörde ihtiyaç duyulan nitelikli insangücünün karşılanması için tedbirler alınması gerekmektedir. Bu bağlamda:
  • Enerji sektörüne hizmet verecek, imalat, üretim ve hizmet yan sanayinin gelişimini sağlamak,
  • Kalifiye eleman yetiştirmek üzere sanayi ve eğitim kurumları arasında işbirliğini sağlamak,
  • Ara eleman ihtiyacını karşılamak üzere yüksek öğretim kapsamında iki yıllık programların açılması,
  • Nitelikli eleman istihdamını temin için gerekli mali iyileştirilmelerin yapılması için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
Sektörde faaliyetlerine devam etmekte ve edecek olan kamu kuruluşlarının, oluşan piyasa şartlarında rekabet edebilmesi, verili çalışmalarının sağlanması için:
  • Kamu eliyle yürütülecek işlerle ilgili kurumların özerk bir yapıya kavuşturulması ve gerekirse rekabet için bağlı şirketler kurabilmesinin yasa ile düzenlenmesi,
  • Kurumların kalifiye eleman çalıştırmasını zorunlu kılacak yasal düzenlemelerin yapılması,
  • Kamu denetim usullerinin rasyonelleştirilmesi,
  • Nitelikli eleman istihdamını temin için gerekli mali iyileştirilmelerin yapılması. Kurumlardaki teknik düzeydeki kadroların istihdamında kıdem, liyakat, bilgi ve deneyime bakılması gerekmektedir.
Enerjinin ve enerji kaynaklarının etkin kullanımı ve israfın önlenmesi suretiyle enerji maliyetlerinin ekonomi üzerindeki yükünün hafifletilmesini ve çevrenin korunmasını sağlamak için enerjinin ve enerji kaynaklarının kullanımında verimlilik artırılacaktır. Bu bağlamda:
  • AB uyumlu mevzuat geliştirilmesi.
  • İdari ve kurumsal yapının geliştirilmesi/güçlendirilmesi.
  • Teşvik ve finansman mekanizmalarının geliştirilmesi, projelerin desteklenmesi.
  • Nihai tüketimin yanı sıra elektrik üretim, iletim, dağıtım sistemlerinde de verimliliğin artırılması.
  • Bilgi ve bilinç düzeyinin artırılması.
  • Enerji verimliliği hizmetlerinin üniversite, meslek odaları ve özel sektörün dahil olduğu bir ağ vasıtası ile yaygınlaştırılması.
  • Veri tabanı ve izleme sisteminin kurulması.
  • Yeni tesislerin çevre mevzuatındaki sınır değerleri sağlayacak şekilde yapılması, mevcutlar için  proje bazında değerlendirme yapılarak karara bağlanması.
  • Alternatif senaryolar bazında sera gazı azaltım potansiyelinin belirlenmesi.
  • AR-GE çalışmalarının desteklenmesi.
  • Enerji verimliliği yatırımları için fon (kaynak) oluşturulması.
  • Talep tarafı yönetiminin yapılması.
  • Enerji politikaları ile çevre politikaları uyumuna  dikkat edilmesi.
  • Yüksek verimli kojenerasyon/trijenerasyon uygulamalarının yaygınlaştırılması.
  • Belirli büyüklüğün üzerinde tüketime sahip endüstriyel tesislerde ve binalarda enerji yönetim sisteminin oluşturulması/yaygınlaştırılması.
Elektrik dağıtımında kayıp ve kaçakları önlemek üzere gerekli tedbirler alınması için:
  • Enerji verimliliği kanunu ve yönetmeliklerinin çıkarılması,
  • Çevre kanununun  ve yönetmeliklerinin revize edilmesi,
  • Isı enerjisi (atık ısı kullanımı, ısı üretimi,  güneş, vs…) alanında ilgili mevzuat düzenlenmesi,
  • Yürürlükteki yasal düzenlemelerin etkin uygulanması, varsa uygulamadaki boşlukların giderilmesi,
  • Jeotermal kaynaklar ve mineralli sular kanununun çıkarılması gereklidir.
Enerji sektöründe ithal kaynak kullanımının payı azaltılarak kontrol altına alınacak ve yerli kaynak payı artırılarak güvenliği sağlayacaktır. Bu amaçla:
  • Bilinen birincil enerji rezervlerinin etkin ve verimli bir şekilde devreye sokulması,
  • Ekonomik potansiyel oluşturan yenilenebilir enerji kaynaklarının programlı bir şekilde kullanıma sunulmasına yönelik plan ve proje uygulamalarına geçilmesi,
  • Jeotermal kaynaklarının geliştirilmesi ve jeotermal kaynağa dayalı ar-ge ve teknoloji çalışmalarına ağırlık verilmesi,
  • Ülkemiz kömürlerinin özelliklerine uygun yakma teknolojinin seçilerek ona göre santral tipinin seçilmesi,
  • Hidroelektrik santral projelerinin ekonomik analiz kriterlerinin günümüz koşullarına göre rezerve edilmesi,
  • Yerli yeni kaynak aramalarına yeterli finans kaynağının sağlanması,
  • Rüzgar santralinin enterkonnekte sisteme bağlanmasında karşılaşacak sorunlara yönelik çalışmaların başlatılması izole santral seçeneğinin değerlendirilmesi,
  • Biyokütle kökenli enerji kaynaklarının üretim ve tüketimde teknolojik yöntemlerin uygulanmasının teşvik edilmesi,
  • Hidrojen enerjisi gibi yeni teknolojik çalışmalara yönelik ar-ge faaliyetlerinin desteklenmesi,
  • Kaynak çeşitliliği açısından nukleer enerji seçeneğinin dikkate alınması
  • Küçük rezerveli kömür yataklarının yerel kojenerasyon tesislerinde değerlendirilmesi,
  • Jeotermal kaynakların kullanımındaki koruma ilkelerine uygun ve rejenerasyonun yapılarak yinelenebilir özelliğinin devam ettirilmesi ve çevre zararını önlemesi,
  • Enerji-üretim-dönüşüm sistemlerinde kullanılan donanımlardan yerli payın artırılması için yerli sanayinin teşvik edilmesi gerekmektedir.
Avrupa Birliği genelinde, nükleer santralların geliştirilmesine önemli miktarda kaynak ayrılmakta ve 2030 yılına kadar çoğunluğu mevcut kapasitenin yenilenmesi olmak üzere, nükleer kapasitenin arttırılması beklenmektedir. Nükleer santralların kullanımına, Avrupa Birliği içinde kısıtlama getirilmemektedir. Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki artış ve karbondioksit emisyonlarındaki sınırlandırmalar nükleer enerjiye olan yönelişi yeniden arttırmaktadır. Nükleer enerjinin kullanımına ilişkin teknoloji ve mevzuat geliştirme çalışmaları sürdürülmektedir.
 
Ülkemizin nükleer enerjiye yatırım yapması, ithal kaynaklara bağımlılığın getireceği aşırı risklerden korunmak açısından kaçınılmazdır. Yerli kaynak potansiyelimizin kısıtlı olması ve çevresel etkiler dikkate alınarak  nükleer santrallerin arz portföyündeki yerini almasını teminen  bu plan döneminde gerekli teknik ve hukuki altyapı çalışmaları tamamlanmalıdır.
 
Ülkemizin enerji koridoru ve terminali haline gelmesi en büyük projelerimizden biridir. Bu durum, ülkemizin komşu ülkeler ve batılı ülkeler ile çıkar birliği kurmasını temin edecek, bölgenin politik ve ekonomik istikrarını artıracak, bölge ülkelerinin  kalkınmasına büyük katkı sağlayacaktır.
 
Geliştirilen önemli uluslararası projeler ile ülkemizin dünya enerji sistemine entegrasyonunu sağlamak ve  bu yolla batılı ülkeler ve komşularımız ile ortak bir çıkar birliği tesis edici adımların atılması. Bu çerçevede yürütülen enerji diplomasisinin devam ettirilmesi ülkemiz açısından hayati bir konudur.

 

Merkez
Kuleli Sokak No:87 Daire:2, 06700 G.O.P./ANKARA

Tel: +(90) 312 436 95 98 - Faks: +(90) 312 436 95 98

Elektronik posta: ressiad@ressiad.org.tr