Yönetim Mevzuat Tüzük İletişim   19.11.2017

AK Enerji
AKÖZ Grubu
BAYINDIR Holding
BEREKET ENERJİ
BİLGİN ENERJİ YATIRIM HOLDİNG
BOREAS ENERJİ
Borusan EnBW Enerji Yatırımları ve Üretim A.Ş.
ÇALDERE
ÇİMTAŞ ÇELİK İMALAT MONTAJ ve TESİS A.Ş.
Das Mühendislik ve Enerji Yatırımları A.Ş.
ENİMEKS
Epuron GmbH
ERKO Şirketler Grubu
GALKON
GÜNGÖR ELEKTRİK
GÜRİŞ İnşaat ve Mühendislik A.Ş.
HAREKET Proje Taşımacılığı ve Yük Mühendisliği A.Ş.
HEXAGON Danışmanlık ve Ticaret A.Ş.
HİDRO DİZAYN
KARESİ ENERJİ A.Ş.
LNG Process A.Ş.
MASTER DANIŞMANLIK MÜMESSİLLİK VE TİCARET  A.Ş.
OZG Enerji İnşat Taahhüt Sanayi ve Ticaret A.Ş.
PERFECT WIND
RES ANATOLIA
SANKO ENERJİ
SOYAK Holding
TÜRKERLER İnşaat
USLUEL A.Ş.
Vestas Türkiye
YENİGÜN İnşaat
YILDIRIM GRUP
ZORLU Holding
© 2005 RESSİAD
 
Makaleler
Küresel ısınma değil, iklim değişimi (It is climate change, not global heating) 22.02.2005

Dr. Gürcan GÜLEN
- 00.00.0000
Senior Energy Economist
Center for Energy Economics
Bureau of Economic Geology-
University of Texas – Austin
gurcan.gulen@beg.utexas.edu
 


Küresel ısınma, artık herkesin bildiği bir kavram; ama aslında bilimsel olarak üstünde durulması gereken kavram “iklim değişimi.” Zaten, herkesin ana referans olarak kullandığı çalışmalar da Intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC) tarafından hazırlanmış olan raporlar.  Belki de 1970’lerde küresel soğuma diyerek insanları korkutmak isteyenler, soğuma olmayınca 1990’larda da küresel ısınmayı deniyorlar.  Ama, ısınma da pek işlememiş olsa gerek ki son zamanlarda “iklim değişimi” daha çok kullanılır oldu sanki.  Daha mulâk bir tabir olan ve belirsizliği daha iyi simgeleyen (ki insanları en çok rahatsız eden olgulardan biri belirsizliktir) iklim değişimi belki umulan etkiyi yaratır diye düşünmüş olabilirler. http://www.climatehotmap.org/ sitesinde, kelebeklerin yaşadıkları bölgenin değişmesinden, bir bölgede kurbağaların yok olmasına, bir bölgede karların erken erimesinden, bir şehirde yüzyılın en sıcak yazına, her türlü iklim değişiminin veya meteorolojik olayın (ki bazılarının yanlış olduğu da gözlendi) küresel ısınmanın sonucu olduğu ima ediliyor. Dikkat edilmesi gereken nokta ima ediliyor olması, çünkü bilimsel olarak her bir değişim ile “küresel” ısınma arasında bir sebep-sonuç ilişkisi kanıtlanmış değil; bir sürü başka faktör bu olaylara neden olmuş olabilir. 

İklim değişimi üzerine uzun yıllardır çalışan (ve birkaç sene önce CO2 yerine diğer sera gazlarının azaltılmasına önem vermek lâzım dediği için neredeyse “bilim” dünyasından aforoz edilen) James Hansen (NASA Goddard Institute for Space Studies), 1993 yılında National Geographic Research & Exploration dergisinde şöyle yazıyor: “İklim devamlı değişiyor.  İklim hiçbir insan etkisi olmasa da değişmeye devam edecektir.  İklimin kaotik yapısı doğal bir karakteristiktir.”  IPCC’nin raporlarında da iklim değişimi “doğal nedenler ve beşeri faaliyetler yüzünden meydana gelen değişim” olarak tanımlanmış.  Beşeri faktörlerin rolü içinse, 2001 raporunda IPCC şöyle diyor: “Son 50 yılda gözlenen ısınmanın çoğunun insan faaliyetlerine atfolunabileceğine dair yeni ve daha güçlü delil var.” Raporda ayrıca şöyle diyor: “bugünkü modellerin tahminlerine göre, son yüz yılda gözlenen ısınmanın sadece iç değişkenliğe bağlı olması oldukça zor” (raporun İngilizcesi “oldukça zor” yerine “very unlikely” terimini kullanılıyor ve bu terime %1-10 arası düşük bir olasılık veriliyor). IPCC raporundan alınma iklim değişimine sebep olabilecek ve şu an tanımlanmış faktörlerin çoğu hakkında bilimsel anlayışın çok düşük olduğunu gösteren aşağıdaki grafiğe bakınca bu yuvarlak söylemlerin nedeni açıkça görülüyor.
Özetle, rapor beşeri faktörlerin özellikle son 50 yılda gözlenen ısınmada en önemli faktör olduğunu yazıyor ama modeller geliştikçe, diğer faktörlerin rolü daha iyi anlaşıldıkça bu ilişkinin de değişebileceği kapısını da açık bırakıyor.  Zaten 1996 raporu ile 2001 raporu arasındaki farkların da gösterdiği gibi, iklim dinamiklerini ve iklim değişiminde rol oynayan faktörlerin daha fazlasını daha iyi anladıkça, sorunun tanımı, boyutu ve çözümleri de daha iyi geliştirilebiliyor.  IPCC’ye rakip birçok çalışma ve bakış açısı olduğunu da hatırlamak lâzım (Dünya Enerji dergisinin Mayıs 2001 sayısında – Sayı 7, bu konularda daha detaylı bir yazım çıkmıştı; makale sonunda verdiğim internet sitelerinde daha detaylı bilgi bulmak mümkün: özellikle http://www.climate2003.com/ sitesi ısınma ve insan etkisi arasında son 50 yılda görülen ilişkiyi sorguluyor).  Ama, belki de hakkında çok daha az bilgi sahibi olduğumuz, belirsizliğin çok daha fazla olduğu soru iklim değişiminin (veya ısınmanın) insanların geleceğine nasıl bir etkisi olacağı.  Çoğunluğun şu an varsaydığı gibi net etki olumsuz olmayabilir!
 

Ama, bütün bunlar çoğu insanın anlamadığı, anlamak için zaman ayırmak istemediği, istese de anlamakta zorlanacağı bilimsel detaylar.  Diğer yandan, bazıları için hiç fark etmiyor, iklimde bir şeyler değişiyorsa, mutlaka kötüye değişiyordur ve mutlaka küresel ısınmanın suçudur ve ısınma mutlaka insan ürünüdür.  Hollywood “aydınları” da bu konuya katkılarını yapmaktan geri kalmıyorlar tabii; Day After Tomorrow gibi fantastik filmlerle halkı korkutmaktan daha etkili ne olabilir ki?  Bu tür filmleri ve bu filmin arkasında küresel ısınma bilimi var gibi haberleri izleyip inananlar, Doğu Asya’da yaşanan tsunami felâketi küresel ısınmaya bağlıdır diyenlere de inanacaktır.

Tabii bir ekonomist olarak, ben de bu çalışmaların tamamını anladığımı iddia edemem. Ama medyada fazla yer bulmasa da IPCC raporu ile uyuşmayan ve sayıları her geçen gün artan çalışmaları da takip ediyorum.  IPCC raporuna katkıda bulunmuş Prof. Richard Lindzen (MIT) gibi bazı bilim adamlarının, raporun çevreciler ve politikacılar tarafından nasıl çarpıtıldığını anlatan yazıları ve konuşmaları oldukça aydınlatıcı (herkesi internette Prof. Lindzen’i araştırmaya teşvik ediyorum).
 
Ayrıca konuştuğum, toplantılarda dinlediğim, yazılarını okuduğum bilim adamlarının hep daha fazla araştırma yapmak için daha fazla para istediğini duyunca, çalışmaların sonuçları hakkında şüphe duymamak elimde değil.  Bilim adamlarını diğer insanlardan daha yüksek bir kademeye koymak hatasına düşmemek lâzım; onlar da hepimiz gibi kendi çıkarları için mücadele edeceklerdir.  Ama bu gerçeğin farkına varmak bilim adamlarının yaptıkları her araştırma yanlış, ya da kasıtlı çarpıtılmış demek kesinlikle değil. 

İklim dinamikleri o kadar karışık ve biribirini etkileyen o kadar çok faktör var ki, daha on yıllarca bu konu üzerinde çalışan binlerce araştırmacıyı meşgul edeceklerdir.  Ama bu araştırmalara ayrılan kaynakların, iklim değişiminden duyulan korku ile doğru orantılı arttığı da açık.  Ingenioren (The Engineer) dergisinin 1996 yılı, 26-7 sayısında çıkan yazısında, Birleşmiş Milletler Dünya Meteoroloji Organizasyonu eski Genel Sekreteri Aksel Wiin-Nielsen bu ilişkiden duyduğu rahatsızlığı şöyle özetliyor: “son on yılda teorik iklim modellerinin geliştirilmesine bu kadar çok çalışılmasının en önemli nedeni bu araştırmaların kaynak akımını sürekli kılması ve araştırma merkezlerinde herkesin işini sağlama almasıdır.”  1996’dan yana fazla bir şey değişmiş değil.

Şimdi böyle bir teşvik mekanizması varken, bazılarının küresel ısınmanın olumsuz etkilerini birazcık olsun abartmayacağını ve basının da bunun üstüne atlamayacağını düşünmek herhalde saflık olur. Nadir de olsa basına (ki genelde herkesin okuduğu gazeteler değil de profesyonel yayınlara) yansıyan haberlerde de bu gerçek ortaya çıkıyor. Örneğin, 1990’ların sonunda Greenpeace, İskandinavya ülkelerinde bazı abartılı iddiaları yüzünden baskı altındaydı; savunma adına Greenpeace temsilcisi Kalle Hestvedt’in 19 Mart 1998’de Norveç’in Verdens Gang gazetesine verdiği demeçte söylediklerini şöyle özetlemek mümkün: “insanların çoğu dünyanın sonu geldiğine inanmazsa, çevreci hareketini ciddiye almaları zor oluyor.”
 
İlk paragrafta bahsedilen “climatehotmap” sitesinin sponsorları arasında da haklarında benzer şaibelerin bulunduğu World Wildlife Fund ve Sierra Club var.  Bir de bu tür demeçlerin üstüne gazeteciliğin neredeyse kanunu haline gelen (ve bazı ders kitaplarına bile giren) “kötü haber satar” kuralını eklersek, çıkan haberler hakkında şüphe duymak kaçınılmaz oluyor.  Her ne kadar bu çevreci kuruluşların ve medyanın niyetlerinin iyi olduğunu kabul etsek de herhalde asılsız korkutma taktiklerini tasvip edemeyiz.

Jurassic Park ve The Andromeda Strain gibi kitapların yazarı, televizyon dizisi ER’ın yaratıcısı Michael Crichton yeni kitabı State of Fear’da bu teşvik mekanizmasına dayanan bir senaryo yazmış. Daha çok para (bağış) toplamak için insanları korkutmaya çalışan, küresel ısınma ve diğer felâket tezlerine karşı çıkan bilim adamlarını ve bunlara inanarak bağışlarını kesen veya geri alan zenginleri öldüren veya öldürten, senelik bütçesi 44 milyon dolarlık bir çevreci kuruluş romanın “kötü kişisi.”  Roman aslında Crichton’un 2003 yılında San Franciso Commonwealth Club’ta yaptığı ve çevreciliği bir “din” olarak tanımladığı konuşmasına dayanıyor (Dünya Enerji Mayıs 2001 sayısında çıkan azımda ben de böyle bir benzetme yapmıştım; aşağıda verdiğim bir haber linkinde Prof. Lindzen de aynı benzetmeyi yapıyor).  Bu konuşmasında ve çeşitli dergi ve web sitelerinde yazdığı yazılarda, 62 yaşındaki Crichton hayatı boyunca korkutulduğu irili ufaklı hiçbir felâketin gerçekleşmediğini veya gerçekleşse bile etkisinin korkulduğu kadar kötü olmadığını ve artık medya tarafından abartılarak yansıtılan bu tür felâket tellallıklarını ciddiye almadığını vurguluyor.  Listesine kattığı geçmiş felâket kehanetleri arasında şunlar var: küresel soğuma, dünya nüfus artışı, doğal kaynakların tükenişi, makinelerin istilâsı, sakarin, elektrik kablo ve trafoları, floresan lambalar, bilgisayar ekranları, vb.  Her geçen gün listeye yenilerini eklemek mümkün: son zamanların gözdesi cep telefonları ve beyin kanseri.
 
Tabii, sonuçta Crichton’un kitabı bir roman ve Crichton bir yazar, bilim adamı değil (her ne kadar tıp fakültesi mezunu olsa da).  Nasıl ki Day After Tomorrow filmini seyredip küresel ısınmanın dünyanın sonunu getireceğine inanmanız, hatta küresel ısınma hakkında herhangi bir yargıya varmanız yanlışsa, State of Fear romanını okuduktan sonra da çevreci kuruluşların hepsi üçkağıtçı, paramızı almak için bizi korkutuyorlar, küresel ısınma palavra demeniz de yanlış olur. 
 
O zaman ne yapmalıyız diyenlere verecek kolay bir cevap yok maalesef.  Yapılacak tek şey, medyada okuduğunuz veya duyduğunuz bilimsel haberlere körü körüne inanmayacaksınız, okuyup, araştırıp, mümkünse başkaları ile tartışıp kendi kararınızı vermeye çalışacaksınız.  Bu kararı vermeden, bilimsel çalışmanın kalitesi kadar, kaynağına da bakacaksınız: değişik insanların ve değişik grupların farklı nedenlerle farklı şeyler iddia edebileceğini hatırlayıp, kim ne demiş, niye demiş, bunların çıkarları nerede yatıyor, çalışmanın sponsoru kim diye soruşturacaksınız. (Burada çıkar kelimesini hiçbir şekilde kötü manada kullanmıyorum, insanlığın doğal bir karakterini anlatmak için kullanıyorum).  Özellikle iklim değişimi gibi karmaşık ve çok değişkenli, ve kontrolü için uygulanabilecek politikalarla günlük hayatımızı hissedilir şekilde etkileyebilecek bir konuda başka çareniz yok. Aşağıdaki çalışmalar değişik bakış açıları hakkında bilgi sahibi olmak için iyi bir başlangıç sayılır.  İyi okumalar!
 

Glacier Milli Parkı, Montana, üstte buzulun 1911’deki görünümü, altta aynı buzulun 2000 yılındaki görünümü. Kapladığı alanı kıyaslayınız! Her iki fotoğrafta aynı yerden çekilmiş.

---------------------------------------------------
Intergovernmental Panel on Climate Change, http://www.ipcc.ch/
Climate Alarmisim Reconsidered, Robert L. Bradley Jr., 2004, the Institute of Economic Affairs, London http://www.iea.org.uk/record.jsp?type=publication&ID=218
Prof. Richard Lindzen’in verdiği bir konuşma ile ilgili haber linki: http://www.cnsnews.com/Culture/Archive/200412/CUL20041202a.html
İklim değişimi hakkında alternatif araştırmaları okuyabileceğiniz bir site: http://www.techcentralstation.com/climatechange.html
The Skeptical Environmentalist, Bjorn Lomborg, 2001, Cambridge University Press

 

Merkez
Kuleli Sokak No:87 Daire:2, 06700 G.O.P./ANKARA

Tel: +(90) 312 436 95 98 - Faks: +(90) 312 436 95 98

Elektronik posta: ressiad@ressiad.org.tr