Yönetim Mevzuat Tüzük İletişim   19.11.2017

AK Enerji
AKÖZ Grubu
BAYINDIR Holding
BEREKET ENERJİ
BİLGİN ENERJİ YATIRIM HOLDİNG
BOREAS ENERJİ
Borusan EnBW Enerji Yatırımları ve Üretim A.Ş.
ÇALDERE
ÇİMTAŞ ÇELİK İMALAT MONTAJ ve TESİS A.Ş.
Das Mühendislik ve Enerji Yatırımları A.Ş.
ENİMEKS
Epuron GmbH
ERKO Şirketler Grubu
GALKON
GÜNGÖR ELEKTRİK
GÜRİŞ İnşaat ve Mühendislik A.Ş.
HAREKET Proje Taşımacılığı ve Yük Mühendisliği A.Ş.
HEXAGON Danışmanlık ve Ticaret A.Ş.
HİDRO DİZAYN
KARESİ ENERJİ A.Ş.
LNG Process A.Ş.
MASTER DANIŞMANLIK MÜMESSİLLİK VE TİCARET  A.Ş.
OZG Enerji İnşat Taahhüt Sanayi ve Ticaret A.Ş.
PERFECT WIND
RES ANATOLIA
SANKO ENERJİ
SOYAK Holding
TÜRKERLER İnşaat
USLUEL A.Ş.
Vestas Türkiye
YENİGÜN İnşaat
YILDIRIM GRUP
ZORLU Holding
© 2005 RESSİAD
 
Makaleler
İkinci Beyaz Enerji Operasyonu'nun uyarısı ne? (What is the warning of the Second White Energy Investigation?) 28.02.2005

Prof. Dr. Mustafa Özcan ÜLTANIR
-

Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi

e-mail: ultanir@dialup.ankara.edu.tr

        
 


9 Şubat 2005 Çarşamba günü saat 17.00-18.30 arası Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı Sayın Doç. Dr. Sami Demirbilek, Best Apart Hotel’de Beş Çayı için RESSİAD’ın konuğu idi. Sayın Demirbilek ile sektörümüzün sorunları üzerinde sohbet ediyorduk. Kendisi Bakan Dr. Güler ile birlikte Ceyhan’a BOTAŞ tesislerindeki törene gitmek için uçağa yetişmek üzere acele ediyordu. O anda yanımda otururken, işlerin yoğunluğundan söz etmişti, ama patlayacak skandal bombasından haberi var mıydı yok muydu? Bilmiyorum. Skandal bombasının piminin çekildiğini bilse bile, Bakan Güler’in aynı akşam Başbakan Erdoğan’ın direktifi ile apar topar Ankara’ya dönmek zorunda kalacağını bilmiyordu!

PATLAYAN SKANDAL BOMBASI
 
Bakan Güler uçağa binmeden önce, bakanlığına yazılı açıklama yapılması talimatını vermiş, tahkikatın bilgisi dahilinde geliştiğini de bu açıklamaya ekletmişti. Ceyhan’a giderlerken operasyon başlamıştı. Akşam medya “İkinci Beyaz Enerji Operasyonu”nu duyuruyordu. Bomba patlamıştı. Ceyhan’daki gösteri medyanın ve basının ilgisini çekmiyor, haber değerini yitiriyordu. Öyle ya, EÜAŞ’ın Genel Müdür Vekili, BOTAŞ’ın "Genel Müdür Yardımcısı", bürokrat ve işadamları yolsuzluk operasyonu diye gözaltına alınırlarken, “Bakü-Tiflis-Ceyhan hattında 10 milyon adam/saat kazasız iş gücü, 15 milyon km kazasız yol katedilmesi”nin haber değeri olabilir miydi?

Sonra gazetelerdeki manşetler: “Enerji bürokratlarına şok gözaltı. Enerji Bakanlığı’nda yolsuzluk operasyonu. Düğmeye Bakan Güler bastı. 7’si bürokrat 11 kişi gözaltında. Enerji Bakanlığı’nda 2. Beyaz Enerji Operasyonu böyle başladı. Otelde zarflı rüşvet. Telefonda yine Çakıcı. Yolsuzluk İddiasıyla gözaltına alınan Genel Müdür Vekilini Sezer iki kez veto etmiş. Mercek altına alınan 18 ihale. MİT Müsteşarı, Enerji Bakanlığı’ndaki operasyonda adı geçen MİT Dış Operasyonlar Daire Başkanı ile ilgili soruşturma başlattı. AKP’li milletvekilleri devrede. Operasyonda hükümetin inisiyatifi yok. Boru hattına kabarık fatura vs.” İhaleye fesat karıştırmak, rüşvet, pahalı hediyeler, bürokratlara otellerde kadın sunmalar, tahsilat için devreye giren mafya ve hatta MİT görevlisi. Türkiye bu filmleri yıllardır tiksinerek izledi. Şimdi bir tanesi daha tüm pisliği ile vizyonda. Biz gündemimizde bu filmi anlatacak, size bu vizyonu izletecek değiliz. Adliyeye intikal eden konuya ilişkin yorum da yapacak değiliz. Dileriz, yargı olayı tüm gerçekliği ile ortaya çıkarsın, suçlular cezalarını görsün, suçsuzlar da aklansın. Bizim burada durmak istediğimiz, niçin oldu ve olmaya devam ediyor, olmaması için ne yapmak gerek? Bunlar üzerinde durmak istiyoruz.

Bakın, Türkiye’nin ciddi gazetelerinden Milliyet 16 Şubat 2005 nüshasında,”Milliyet Çürümeyi Belgeliyor” başlığı altında olayı formüle etmiş. İşte Türk İhale sistemi diyen haber şöyle devam ediyor: “Enerji Bakanlığı operasyonunu başlatan telefon kayıtları, ihalenin nasıl paylaşıldığını gösteriyor. Bakan söz vermiş, Bize ufaklar kaldı, İki tane yuvarlak aldır, Zarfı gönder aldırırım, Kadın servisi”. Bu haberi görünce, enerji sektöründe olup da üzülmeyen bir namuslu, temiz, vicdanlı insan olabilir mi? Enerji Bakanlığı’ndan bu şekilde söz ettirmeye ve etmeye kimsenin hakkı olmaması gerekir. Devletimizin önemli bir bakanlığını böyle töhmet altına sokanlar, inanıyoruz ki hak ettikleri karşılığı bulacaklardır. Temiz toplum olmak bunu gerektirir. Birkaç yıl arayla su yüzüne çıkan yolsuzluklarla, sanki yol geçen hanına dönüşmüş bakanlık bu lekeden nasıl temizlenecek? Yakın çevrenizde bile, sizin enerji konusu ile uğraştığınız bilen dostlarınız size ilk önce ne soruyorlar? Taksiye binip şoföre Enerji Bakanlığı dediğinizde şoför size, “Orada ne dolaplar dönüyormuş, siz biliyor musunuz?” diyor. Ben bunlardan üzüntü duyuyorum.
 
YOLSUZLUKLARA KARŞI ÇARE NE OLABİLİR?
 

Çare? “Vatansever arıyorum” diye çıkış yapan Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek’in gösterdiği yol mu? Sayın Çiçek, “Yolsuzlukla mücadeleye yardım etmiyorlar, vatanseverler çıksın rüşvete suçüstü yapalım” diyerek iş dünyasına sitem etmekte haklı mı? Dört yıl önce başlayan henüz davası bitmeyen Birinci Beyaz Enerji Operasyonu’ndan şu an kaç kişi içeride ve dişe dokunur ceza alan kaç kişi var acaba? İşadamları elbette rüşvet vermek istemezler, ama iş veren devlet olup üzerlerine baskı yapılıp bürokratik oyunlarla çaresizliğe itilince, ne yazık ki yasa dışı yollara başvuran sözde işadamları olabiliyor. Onlar aslında sermayesi yeterli olmayan, işinin de ehli olmayan, rekabetle bir iş beceremeyen, rekabet ortamında iş yapamayan sözde iş adamları. Bu cümlemizde geçen bir “rekabet” kelimesi var ya, işte çarenin bütün sihri aslında bu kelimede. Bataklığı kurutacak çare, “rekabet ortamı”. Bataklığın kaynağı devlet işletmeciliği. Sayın Çiçek, kendi iktidarının ısrarla o masaya oturtmak istediği, kendileri ile aynı görüşleri paylaşan bürokratın suçunu, birkaç sözde işadamını da görmezlikten gelerek, tüm iş dünyasına yıkmak istercesine sitemde bulunurken haklı mı acaba? Adalet böyle mi sağlanacak?

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Mesele yolsuzluğun kökünü kazımak” demiş, elbette kazımak da, kürtaj yapmak yetmiyor. Bizce temel problem, yolsuzluğun hayat bulduğu döl yatağını kurutmak, yani devletçiliği kurutmak. Devletçiliği kazımadıkça yolsuzluğun kökü kazınamaz. Dünün komünist ülkeleri bile bu konuda bizden ileri gittiler, biz halen mehter takımı gibi, iki ileri bir geri sallanıp duruyoruz. Enerjide serbest piyasa mı, yoksa dört yıl sonra ortaya konulmaya çalışılan sözde geçiş dönemi diye, bir süre daha devletçiliğe geri adım mı? Enerji politikasının bu açıdan elden geçirilmesi gerekiyor. AK Parti programındaki politika iki yıldır uygulanıyor mu, uygulanmıyor mu, uygulanmıyorsa neden?

AK Parti iktidarı, geçmiş iki eski Enerji Bakanını yolsuzluk iddiaları, bu tür bataklığı besledikleri söylemleri ile yüce divana gönderirken, kendi dönemlerinde böyle bir olayın olmayacağı inancında idiler mutlaka. Onun için de 2003 seçimlerinden sonra enerji özelleştirmelerinde dişe dokunur bir adım atılmadı. Atılması bir yana, “özel sektör yapmazsa santralı devlet yapar” sözü bugünkü Bakanı Dr. Güler tarafından defalarca söylendi. Şimdi kamuoyu merak ediyor, böyle bir EÜAŞ ile mi yapılacak santrallar? Biz, güçlü EÜAŞ, güçlü BOTAŞ tezleri ile devletçiliğe yeniden davetiye çıkarmanın sakıncalarını hep dile getirmiştik.
 
Çare; devletin enerji sektöründen tamamen çekilmesi, ne yatırımcı ve ne de işletmeci olmaması. Sadece denetleyici ve kontrol edici olması. O işi de devlet adına siyasi bir otorite ya da bakanlık değil, işte Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu ve Kurumu (EPDK) yapacak. Ne zaman ki Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Doğal Kaynaklar Bakanlığı’na dönüşürse, çünkü doğal kaynaklar anayasa buyruğu devletin hüküm ve tasarrufu altındadır ve bu nedenle de bir doğal kaynaklar politikasına ve bakanlığına gerek vardır, ama enerji yatırımları ve işletmeciliği tümüyle özel sektöre bırakılırsa, Bakanlığın başından “Enerji” kelimesinin çıkarılırsa, “Tabii”nin artık “Doğal”a dönüştürülmesiyle, yeraltı ve yerüstü kaynaklarının yine özel sektör tarafından belli kurallar içinde değerlendirilmesi için politika üretecek, kurallar koyacak, o kuralları uygulatacak bir bakanlık ortaya çıkarsa, enerjide yolsuzluklar biter. Bugüne kadar üvey evlat muamelesi gören doğal kaynaklarımız da hak ettikleri yere kavuşurlar. Gelişme bu yönde olmalı da, gidiş bu doğrultuda mı? Ne yazık ki bu soruya “evet” demek çok zor. Hatta, ters yöne gidiş bile görülebiliyor!
 
SERBEST PİYASAYA YÖNELMİŞKEN, DEVLETÇİLİĞE GÖZ KIRPMAK
 
Bakan Dr. Güler’in hâlâ televizyon programlarında çıkaracağız diye dile getirdiği iki yasa tasarısı var. Devlet Bakanı Sayın Ali Babacan’ın muhalefeti ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 14 Temmuz’da TBMM Genel Kurul Gündemi’nden çektiği ve bekleyen iki tasarı.
 
1)     Elektrik Piyasası Kanunu, Doğal gaz Piyasası Kanunu ve Petrol Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı.
2)     Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun Tasarısı.
 

Geçenlerde TRT 1’deki “Büyüteç” programında Sayın Bakan, petrol aramalarına hız verdiklerini anlatıyor ve devlet kuruluşu TPAO’nun çalışmalarını dile getiriyordu. Oysa, kendi iktidarı döneminde yapılmaya çalışılan önemli bir iş vardı. 1954 yılında çıkarılmış örnek bir liberal kanun olan 6326 sayılı Petrol Kanunu’nun yerini alacak yeni kanun. Günün koşullarına uyarlanmıştı. Liberallik adına bazı eksiklikleri ve hataları vardı, ama amacı  özellikle yabancı sermayeyi, büyük petrol şirketlerini ülkemize çekmek, petrol aramalarına hız katmaktı. Özellikle dikkat ettim, Bakan Dr. Güler, Meclis komisyonunda bekleyen bu tasarı hakkında bir kelime söz etmedi, ama petrolde devlet işletmeciliğini öne çıkarmaya özen gösterdi.

Neyse, şimdi beklenen Petrol Kanunu’nu bir yana bırakalım da, 14 Temmuz’da Meclis Genel Kurulu’ndan çekilen iki tasarıya gelelim. Bu tasarılardan ilki, elektrik piyasası ve doğalgaz piyasasında özel sektörü sınırlandıran, devletçiliği güçlendiren hükümler taşıyordu. Ayrıca, EPDK da tam bir üst kurul yapılacağı yerde, bazı yetkilerini kullanması Enerji Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, DPT Müsteşarlığı ve Hazine Müsteşarlığı kararına bağlanıyordu. EÜAŞ’ı, TETAŞ’ı ve BOTAŞ’ı güçlendirici hükümler vardı.

 
Örneğin, kontrat devirleri ile 2009 yılına kadar toplam ithalatın yüzde 20’sine düşünceye kadar küçültülmesi gereken BOTAŞ yerine, güçlü BOTAŞ diye bu rakam yüzde 20’den yüzde 75’e çıkarılarak, BOTAŞ korunmak isteniyordu. Neyse bu kanun çıkmadı, ama daha önce 25 Şubat’a ertelenen ihale, şimdi yeniden 25 Nisan’a ertelendi. Zamanında ihale şartnamesine maksatlı konulan bir yanlış hüküm işletildi, Rekabet Kurulu’nun haklı olarak gerçekleşmemiş ihaleye görüş bildiremeyeceği nedeniyle ihale ertelendi. “Bu erteleme ile doğalgaz piyasasında kanun değişikliğine gidilecek, BOTAŞ kontratları devretmek zorunluluğundan kurtarılacak” diyenler var. Bakanlığın kanun değişikliği için zaman kazanmak istediği söyleniyor. Hatalı kanunun çıkarılması, piyasanın katledilmesi çok yanlış olur, ama niyet ortaya çıkacak. Bakanlığın politikası ve niyeti bu ise, enerjide serbest piyasa ilkesi darbe almakla kalmayacak, AB ilişkileri bile zedelenecek. AB serbest piyasa istiyor. Bahanelere sarılınmadan devirler yapılmalı. Artık, BOTAŞ ithalat yapmamalı. EÜAŞ da santral kurmamalı! Bir yıl önce biten Çanakkale Çan santralını işletemeyen EÜAŞ santral kuracak da ne yapacak? Biten Afşin-Elbistan-B’yi bile doğru dürüst çalıştıracak durumda değil ki! Afşin-B’de kömür sahası açılmamış santralı bitirterek enerji tarihine geçen bir EÜAŞ yolsuzluk sorgulamasında. Hazine parası ile ilk keşif bedelinin 10, hatta 100 katına baraj ve hidroelektrik santral kuran DSİ de santral yapmamalı. Savcılık EÜAŞ ve BOTAŞ’ın iki yıllık ihalelerini denetliyor, devletçilik son bulsa bu denetimlere gerek kalır mıydı?
 

Bakın, ilk çıkan piyasa kanunu olan 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu amaç maddesinde ne diyor:
“…. özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösterebilecek…. şeffaf bir elektrik piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetim sağlanması…”
4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu’ndaki amaca baktığınız zaman da bu ifade farklı değil:
“….  doğal gaz piyasasının serbestleştirilerek… şeffaf bir doğal gaz piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetimin sağlanması…”
Petrol ürünleri piyasası zaten önceden de serbest olmakla birlikte 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nun amacında da aynı hususlar vurgulanmış:
“....rekabet ortamı içerisinde…piyasa faaliyetlerinin şeffaf… biçimde sürdürülmesi için yönlendirme, gözetim ve denetim faaliyetlerinin düzenlenmesi…”
 

 
Devletçilikte olmayan şey şeffaflık, rekabete açık piyasada ise başta gelen şeffaflık. Ekonomik faaliyetler özel sektör eliyle yürütülürse rekabet olur, şeffaflık gelir, Hazine parası kullanılmaz, yetim hakkı bulunan Hazine parası yolsuzluklarla çarçur edilmez. Yolsuzluktan kurtulmak için tek çare serbestleştirme. 2001 yılında başladık, ama ileri adım atılmasını istemeyenler var. Devletçilikle güç kazanmak isteyen siyasiler, her türlü karanlık ilişkilere ortam oluşturan bürokrasi. Bir iktidar yolsuzlukların karşısında ise dört elle serbestleştirme ve özelleştirmeye sarılmalı. Yatırımcı ve işletmeci devlet kuruluşlarını da değil büyütmek, küçülte küçülte sonunda tamamen kapatmalı!
Dağıtımı dün işletme hakkı konusu yapan, sonra mülkiyet satışı olacak diye o işletme hakkı devir işlemlerini iptal eden, şimdi yeni yöntem arayan ve tekrar işletme hakkı devrine dönen görüşe ne demeli? Enerjide fasit dairelerle, labirentlerle, çıkmaz yollarla kaybedilen zamana yazık. Onun için 2001’den sonra 4 yıl ara ile 2005’de İkinci beyaz Enerji Operasyonu yaşanıyor. Böyle giderse ileride yenisi yaşanır. Bugün başka, yarın başka Enerji Bakanları Yüce Divan salonlarında ter döker. Oysa, bunlar artık yaşanmamalı!
 
Şimdi Yüce Divan’da kısa dönem Bakanlığı’nın hesabını veren önceki Sayın Zeki Çakan, kendisinden önceki  Sayın Cumhur Ersümer döneminde yapılan Beyaz Enerji operasyonu nedeniyle bürokratlarına imza attıramadığını, bürokratların korku içinde olduğunu söylüyordu. Sayın Ersümer tahkikat başlayınca istifa etmişti, ama sektör felç olmuştu.  Elbette büyük çoğunluğu namuslu olan değerli bürokratlarımızı bu tahkikatlar ürküyor, korkutuyor. Nitekim, Sayın Çakan’dan sonra gelen bugünkü Bakanımız Sayın Dr. Güler de başlangıçta bürokratların imza atmaktan korktuğunu, o ölü toprağı serpilmiş olumsuz havayı yavaş yavaş değiştirdiğini, sektöre canlılık getirdiğini söylüyordu. Şimdi ne olacak? Sektöre yeniden ölü toprağı serpilirken, bürokratlar mesuliyet yüklenip imza atacaklar mı? Bundan en büyük zararı da dürüst işadamları görecek. Yani, enerji sektörü yeniden kilitleniyor. Umarız tahkikatlar kısa sürede kesin tespitlerle tamamlanır, suçlular ayıklanır, sektör yeni bir töhmet altında bırakılmaz.
 
YENİ VE YENİLENEBİLİR ENERJİ  İÇİN DE SERBEST PİYASA
 
Yukarıda piyasa değişiklik tasarısının isabetsiz olduğu irdeledik, açıkladık. Umarız artık bu tasarı bir daha dile de, ele de alınmaz. Şimdi gelelim diğer tasarıya, “Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun Tasarısı”na. Amacında serbest piyasadan, rekabet ortamından, şeffaflıktan söz etmeyen bir tasarı bu. 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun ruhuna aykırı olan bir tasarı.
 

Türkiye ortalama elektrik toptan satış fiyatının 6 euro cent’in altında olması halinde, hidrolik ve jeotermal kaynaklı elektrik için yüzde 15, diğer yenilenebilir kaynaklı elektrik için yüzde 20 fazlasına kadar, rüzgâr ve güneş için 5 euro cent’ten az olmamak ve bütün kaynaklar için 6 euro cent’i geçmemek üzere subvansiyonlu fiyat getiren bir tasarı. Ayrıca, yeri olmamakla birlikte BOT’lerle ilgili tartışmalı düzenleme içeren bir tasarı. Üyelerimizin ve site okurlarımızın bildiği gibi, RESSİAD bu tasarının düzeltilmesi gerektiğini ortaya koydu, resmi makamları, ilgili bakanlıkları, siyasileri aydınlattı ve aydınlatmaya da devam ediyor. Çünkü bu haksız para, elektrik faturası ile Türk halkına, ya da halkımızın ödediği vergilerle beslenen içinde yetim hakkı bulunan Hazine’ye yüklenecekti. RESSİAD üyelerinin vicdanı bunu kabul etmedi.
Varsayalım ki, bu tasarı bazı proje yap-satçılarının istediği gibi yasalaşsaydı ne olurdu? “Türkiye yenilenebilir enerjiye 6 euro cent (8 dolar cent) alım garantisi verdi” diye yapılacak reklam propagandası ile proje tacirlerinin elinde olan, bazılarının EPDK’dan alınmış lisansı bulunan, ama lisans almış olsa da o projeleri gerçekleştirecek mali gücü ve kredibilitesi bulunmayan, kaldı ki fizibiliteleri de tartışılır proje sahipleri projelerine müşteri aramaya başlayacaklar, birkaç yüz bin dolar peşin para ve yüzde 1-5 ortaklık payı ile proje satışına girişeceklerdi. Bu tabii ki gerçek yatırımcılar açısından hoş olmayan bir durum, ama asıl sorun bu da değil.
 
Rüzgâr için yapılmış 4000 MW’lık proje topluluğunun tamamının bu imkândan yararlanması söz konusu olamayacağı haklı gerekçesi ile rüzgâr enerjisi, hidroelektrik enerji ve diğer yenilenebilir kaynaklara yıllar itibariyle kota konulacaktı. Böyle bir kota ilk taslakta vardı, Komisyon’da kaldırıldı, ikincil mevzuatla tekrar getirilmesi kaçınılmazdı.  Konulacak kotayı kim dağıtacaktı? Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ya da görev vereceği ilgili kuruluşları. Şeffaf olmayan bürokratik çark, bu kez kota dağıtımı için dönmeye başlayacak, yolsuzluk  söylentileri de kulaklara fısıldanır olacaktı.
 
Kotadan yararlanıp santral kuranlar o fiyata alıcı bulabilecekler miydi acaba? Bu sorunun yanıtını en iyi dün Elektrik Satış Anlaşması (ESA) imzalayıp BOT santralı kuranlar bilirler. Anlaşmalarındaki fiyat artışları muntazaman uygulanıyor mu, yoksa hak diye mahkemelerde dava konusu olarak sürünüyor mu?  Kaldı ki oraya kadar gitmeye de gerek yok. Elektrik Piyasası Lisans Yönetmenliği’nin 30’uncu maddesinin son paragrafında; ’’Perakende satış lisansı sahibi tüzel kişiler, serbest olmayan tüketicilere satış amacıyla yapılan elektrik enerjisi alımlarında, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı bir üretim tesisinde üretilen elektrik enerjisi satış fiyatı, TETAŞ’ın satış fiyatlarından düşük veya eşit olduğu veya daha ucuz bir başka tedarik kaynağı bulunamadığı takdirde, öncelikli olarak söz konusu yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesisinde üretilen elektrik enerjisini satın almakla yükümlüdürler’’ denilmekte. Bu paragrafta aslında yenilenebilir enerji üretim tesisleri için hem alım garantisi ve hem de fiyat garantisi bulunuyor. Fakat, TEDAŞ mevzuatın açık hükmüne rağmen, yenilenebilir enerji alımını, TETAŞ satış fiyatlarının yüzde 10  altında belirlediği fiyat ile yapmayı sürdürüyor. Var olan böyle bir hak tanınmazken, hak edilmiş yüzde 10 kısılırken, yüzde 15-20 fazlası ne kadar uygulanacaktı acaba? Ama, yeni yolsuzluk dedikodu ve iddiaları ortalığı bir kez daha kaplayacaktı.
 
Söz konusu tasarının içinde yenilenebilir enerjilerin desteklenmesi ile hiç ilgisi olmayan hükümler vardı. Bunlardan biri de, bir BOT projesine hayat verecek destekti. Peki, 4628 sayılı yasa çıkınca DPT’nin onayından geçmiş 29 projeden başka BOT projesi kalmış mıydı? O 29 projeye bile imkân tanınmazken, DPT’nin onaylamadığı bir projenin kamulaştırma yükü Hazine’ye yüklenmek isteniyordu! Şimdi böyle bir kanun maddesi yasalaşmış olsa bile, Bakanlığın dosyaları müfettişlerden başka 3-4 yılda bir savcılarca hallaç pamuğu gibi atılırken, o BOT santralı için yapılacak kamulaştırmaya, parası Hazine’den çıktığı sürece hangi bürokrat imza atabilir ki?
 
Bir üst düzey bürokrat dostumuzun ifadesiyle, BOT projeleri “kürtaj” edildiğine göre, ayrıcalık tanınanı olabilir mi? O mesuliyet siyasetçinin ve bürokratın da, BOT yerine üretim şirketi olsaydı ne olurdu?  Kamulaştırma bedeli de yatırımcının cebinden çıkacaktı. Fizibilitesi kurtarıyorsa o santral yapılacaktı. Serbest piyasa ortamında o fizibilite ile o santral yapılamıyorsa, hiç kuşkunuz olmasın bir başka fizibilite ve yenilenecek proje ile bir başka işadamı o projeyi rekabet ortamında gerçekleştirebilir. Serbest piyasanın güzelliği de burada. Hata yapan işadamı zarar görür, devlet Hazinesi zarar görmez. Gerçek işadamı da, “ben şunu ya da bunu devletten koparır köşeyi dönerim” diye işe girişmez. Serbest piyasa kolay köşe dönücülerin değil, iş bilenlerin er meydanıdır.
 
GÜÇLÜ DÜZENLEYİCİ KURUL SORUNU
 
Serbest piyasa güzel de, o güzelliğin korunabilmesi rekabet ortamının bozulmamasına, şeffaflığın kaybolmamasına bağlı. Bu nedenle de özerk bir kurul tarafından düzenleme ve denetiminin sağlanması gerekiyor. Rekabet ortamında şeffaf biçimde faaliyetlerin sürdürülmesi için özerk kurul, kurum ya da kuruluş, buna alışılagelmiş biçimde kısaca üst kurul da denilebilir, işte böyle bir kurul düzenleme, gözetim ve denetim faaliyetlerini sürdürmelidir.

Serbest piyasaya inanıyorsanız ki, çağdaş ülke yönetimi için demokrasi neyse, çağdaş ulusal ekonomi için de serbest piyasa odur, yapılması gereken, özerk piyasa kurullarını güçlendirmek, işleyişlerindeki aksaklıkları ortadan kaldırmaktır. Her piyasanın bir genel bir de özel koşulları vardır. Özerk kurulların birbirine benzeyen yanları da olacaktır, ayrı yanları da. Tarafsızlık ve özerklik olmazsa olmaz koşuldur. Hal böyle olunca, özerk kurullara siyasi iktidarca biçilmek ve giydirilmek istenen tek tip elbise sancı yaratmaz mı, sancıdan öte piyasaları dumura uğratmaz mı? Bugünlerde bir de bu kaygı yaşanıyor.
Son bir kanun tasarısından daha söz edelim; “Düzenleyici ve Denetleyici Kurumlar Hakkında Kanun Tasarısı”. Düzenleyici ve denetleyici kurumların oluşumu, teşkilâtı, yetki ve görevleri, kurul üyelerinin seçimi, çalışanların statüsüne ilişkin ortak usul ve esasları belirlemek adına çıkarılmak istenen bir tasarı. Bu da 16 Temmuz 2004’den beri TBMM komisyonlarında bekliyor. Bu tasarı özerk kurulları siyasi iktidarın baskısı altına almayı amaçlıyor. Oysa yapılması gereken kurulların özerkliğini güçlendirmek olmalı. Mali özerklikle entegre tam bir idari özerklik tanınarak ve sektör temsilcilerinin, piyasa aktörleri temsilcilerinin bu kurullarda yer almasını sağlamak gerekir. Bakalım bunlar ne zaman düşünülecek ve ne zaman gerçekten serbest piyasaya sarılacağız?

 

Merkez
Kuleli Sokak No:87 Daire:2, 06700 G.O.P./ANKARA

Tel: +(90) 312 436 95 98 - Faks: +(90) 312 436 95 98

Elektronik posta: ressiad@ressiad.org.tr